Başını dik tut ki ortadan ikiye ayırabileyim saçlarını. Çirkin görünmeyesin. Tamam, güzel oldun. Oh, saçların da mis gibi kokuyor! Öğretmenin sana eğildiğinde kir kokusu almasın senden. Çorapların da tertemiz. Pis, kokuşmuş demesinler sana. Çocukların gözünden bir şey kaçmaz. Büyüklerin görmediklerini görürler. Sonra bitli, diye dalga geçerler alimallah. Ben az mı çektim dillerinden, az mı aşağılandım sınıfta. Ama kızıma anası pis dedirtmem ben. Gül gibi kokmalı kızım.
Öğretmenin kafasına estikçe bit kontrolü yapılırdı eskiden. Başımın ortasına bir makas atmıştı bir gün öğretmenim. Saçlarımı keserken bilmiyordu ki ömrümü kestiğini. “Git, eve anan saçlarını kessin. Bir güzel temizlesin,” diye gönderdi beni sınıftan. Nasıl utandım bilemezsin! Nereden bileceksin ki, senin anan tertemiz gönderiyor seni okula. İçime işledi bir kere. Hiç unutmadım. Bak, aradan yıllar geçti, aklıma gelmediği bir gün yoktur. Belki de haklıydı adamcağız. Annemin pis oluşuna, pasaklılığına söylenip dururdu hep.
“Hata sende değil kızım, hata ananda. Okulun yolunu bilmez. Tavuklara verdiği değeri sana vermez,” deyip dururdu hep.
Bir düşünsene, bütün sınıfın gözü üzerimde. Boynum düşmüş. Bütün bakışlar altında eziliyorum. Hiç sorma kızım, düştüğüm durumu. Sen akıllı kızsın, anlarsın beni. Annem cahildi. Çocuk doğurmaktan, tavuklara bakmaktan başka bir şeyden anlamazdı. Babam garibandı. Sabah ezanla çıkar, akşam ezanla dönerdi. Yemeği yiyince pıt diye yığılırdı koltuğa. Arada bir aklına gelirse, “Raziye derslerin nasıl kızım?” diye sorardı ayaküstü. “İyi,” derdim. Hoş, kötü deseydim ne değişecekti ki? Sınavlardan düşük not alırdım. Öğretmenim kızardı, ceza verirdi.
Çöpün dibinde saatlerce tek bacak üstünde az beklemedim. Annemi çağırıp dururdu okula, annem hiç kulak asmazdı. Toplantılara katılmayan kadın, gelir mi hiç okula? Gelmez.
Sınıfımızda Havva adında bir kız vardı. Nasıl kıskanırdım. Her sabah üşenmeden okula gelirdi annesi. Öğretmenimizi okul bahçesinde yakalayıp sorardı kızının durumunu. Kız sınıfın birincisi, yüz alamadım diye ağlar. O da senin gibiydi yani. Çantanı hazırladın mı? İyi yaptın kızım. Aferin sana. Annesinin akıllısı! Abla oluyorsun. Sevindin mi? Bir kardeş gerekiyordu sana. Kardeş gibisi yok.. En iyi arkadaş kardeşindir, unutma bunu.
Sütünü içtin mi? İyi yaptın, afiyet olsun. Saçın harika oldu. Çok güzel bir kızsın, maşallah. Halana ne çok benziyorsun. Onun gibi oku, kurtar kendini. Yoksa benim gibi el eline bakarsın. Gerçi şanslıyım. Baban, iyi adam doğrusu. Anamın evinde görmediğim rahatlığı gösterdi bana. Ara sıra kaçamakları var, ama olsun. Ona da göz yummalı. Ne yaparsın, hiç kimse dört dörtlük değil. Kaçamak mı ne? Küçük kızların aklı buna ermez. Büyüdüğünde öğreneceksin nasıl olsa. Çocukluğunun tadını çıkar. İnsan bir kere çocuk olur. Benim çocukluğum Hasret teyzene bakmakla geçti. Ona anamın yapmadığı analığı yaptım. Yok, ondan çok büyük değilim, dört yaş büyüğüm. Yine de küçük belleyip korurdum onu. Konuşamazdı garibim. Onun dili olurdum. Bir ben anlardım dilinden. Bak şimdi aklıma ne geldi? Hasret teyzen birinci sınıfa yeni başlamıştı. Ben de dördüncü sınıfa gidiyordum. Anamdan mıydı, babamdan mıydı bilmem. Bir eksiklik vardı anamın doğurduklarında. Okula alışmakta çok zorlandı Hasret. Anam sınıf kapısının önünde beklerdi. Ona ayrı bir düşkünlüğü vardı. Okulun yolunu bilmeyen anam, akşama kadar okuldaydı artık. Teneffüslerde kardeşimi bahçede gezdirirdim. O zamanlarda kardeşimden nefret ederdim. Çocukluk işte. Bir gün öğretmenimiz okulun koridorunda anamı gördü. Anamın yanındayım. Öğretmenim usulca anamın yanına sokuldu.
“Burada kimi bekliyorsunuz?”
“Çocuğumu beklerim.” Akıllı anam, öğretmenimi tanımadı.
“Çocuğun bu sınıfta mı?”
“Hee, bu sınıfta.”
“Başka çocuğun var mı bu okulda?”
“ Hee, var.”
“Kaçıncı sınıfta?” Anamla bakıştık o ara.
“Unuttum.”
“Bak kızının kaçıncı sınıfta olduğunu bile bilmiyorsun. Öğretmenini de tanımıyorsundur.”
“Yoh, tanımam.”
“Bu kızınkini?”
“Hee, tanırım.” Öğretmenimin sesi sertleşti.
“ Raziye evladın değil mi?”
“İdir.”
“Peki, neden onunla ilgilenmiyorsun. Okula pis gönderiyorsun. Onu en son ne zaman yıkadın?”
Ah, anam. Bizi yıkamazdı. Kendi de ayda bir yıkanırdı. Rahmetli nenem yıkardı bizi. O da iyice kocamıştı.
“Yarın Raziye’nin bütün defter kitaplarını hazır istiyorum. Hiç itiraz etme. Durumunun iyi olduğunu biliyorum,” diye iyi bir azarladı anamı. Ertesi gün bütün malzemeler sıranın üstünde hazır.
Öğretmenim çok iyi insandı. Okul yardımı oldu mu ilk beni yazardı. Bilmezdi garibim. Nasıl tanısın iki günde o kadar öğrenciyi. Annem yardımları giydirmezdi, yatağın altına yığardı. Anlamazdım neden öyle yaptığını. Çok geçmeden öğretmenim öğrendi tabii gerçeği. Çok üzülmüştü. Ben de üzüldüm. İlk kez birisi beni önemsiyordu. Kızım başını dik tut. Bir bakayım sana tekrar. Yamukluk var mı örgünde? Sepet örgüyü beceremem her nedense. Geç kalmayasın okula. Hiç ister miyim geç kalmanı. Sen benim biricik kızımsın. Kardeşin doğunca da değişmeyecek. Karnımda seni ilk hissettiğimde nasıl ağlamıştım sevinçten. Baba olacaksın, deyince nasıl da sevinmişti baban. Kız olursa annemin ismi Zerrin, oğlan olursa Muhsin olsun, demişti. Olmaz, çocuğumun ismini ben vereceğim. Ben vermem öyle yaşlı isimlerini. Kız olursa Buse olacak. Erkek olursa Kaan, diye çıkıştım babana. Eltim olacak Fatma cadısı versin oğluna o isimleri, o da hamile.
Burnun mu akıyor senin? Dur sana peçete getireyim. Sakın ola ki koluna silmeyesin burnunu. Çok temiz bir kadınım. Herkes benim temizliğimi konuşur. Yaptığım yemeklerin tadını unutmaz kimse. Davet olduğunda yardıma çağırıyorlar yemek için. Bana çok değer veriyorlar. Değer verilmek çok güzel bir duygu. Daha bir seviyorum kendimi. Eskiden nefret ederdim kendimden. İşe yaramazın tekiydim. Arkadaşlarım alay ederdi benimle. Kimse benimle aynı sırada oturmak istemezdi. Beden eğitimi derslerinde otururdum bir kenarda, oyuna almazdı beni Semagiller. Hiç sevmezdim o kızı. Öğretmenim fark ederdi hemen.
“Raziye’yi neden oyuna almıyorsunuz?”
“Ama öğretmenim…”
“Aması maması yok, hep birlikte oynayacaksınız.” Kulakları çınlasın. Yaşıyorsa iyice yaşlanmıştır şimdi. Sana neden anlatıyorum bunları? Bilmem.
Ay, saat kaç olmuş? Bu korna… Koş kızım, koş! Servis geldi. Hay Allah, zaman nasıl geçti, anlamadım. Çantanı aldın mı? Beslenmeni unutma. Beslenme derken, anacığım beslenme de koymazdı çantama.