neden yalnızlık bunca mavi
bunca soğuk
ve özgürlük neden?
ki yazın ayazda donduk
ve ilkbaharda solduk
neden?
soğuksa bir haber,
beyaz ve kanatlıdır.
adamın yüreğine dokunan
o pak, mavi kanatlardır.
ve kireç yavanlığını dimağında,
buzullarını bakışlarında bırakan, uçanlardır…
‘ne parmaklarım özgürmüş, ne de kirpiklerim’ dersin,
‘çelik bir nefeste özgürmüşüm aslında’
özgürlük, ılık bir meltem,
serin bir karayel,
ya da bilmem hangi rüzgâr…
özgürlük,
omzuna ısınmak için koyduğun yüreğini üşüten diğer yâr…
ve doğruları çatışan bu âlem, adamı en büyük yalanında oyalar:
‘özgürüm ben!’dedikçe kopan, koptukça üşüyen damla!
üşüyen, düşen ve düşlere üşüşen özgür damla…
köprü altında tüten ciğerinin küllerini dağıttıkça
eksilen, eksildikçe körleşen, özkörleşen o özgür damla
meğer çoktan kaybetmiş gördüklerini ağyarda.
işte dostlar acıların ve ihsanlar sancıların nisyanında.
ve zaten gördükleri, görmediklerinin inkârında.
hâlbuki ânın körebesi gaybiyatla tamamlanır,
adam en büyük yalanları gördüğüyle kapatmasa.
söylesene adam, kimi gördün de yaşattın
ve hangi görmediğini öldürdün bu oyunda?
madem görülmeyenin gizi sensiz oluşunda,
sessiz ve sensizken yaşam bulur o ‘an’ da
sen bıçağını bile kendine çevir de,
sırasını bekleyen bir son olmaktan kaçma.
söyle, hangi son sırasını beklemez!
ve hangi ilkin sonu gelmez!
ne son olmaktan kaçan sonsun.
ne de ilk olmaktan kaçan ilk.
Hakikatin özü tek
ne özgür yalnızlar ne de özkör anlar
sırt çevirip fi rkate hakka ram olur tek
o külle tam olanlar kanatlanır gözüpek