Olmak Bitip, Ölüm Baştan Alınca Ya Da Ayna

Eskise de ayağımda yokuşlar
Yürüneni eskimiyor çağların

Banklar dolusu susuş
Benim heybemden taşar yüzü eskimiş sokaklara
Adı unutulmuş ne çok acı varır uzaklara
adımlarımla.

Tutuldum rengine.
Özüm yitti.
Dağıldım parçalanmış bir kartpostal içinde
Sızı başka bir şey
Aşk daha da başka
Bir çift sözün bir dudakta yansıyınca
usulca
Gökten alarak haberi ve göçü
bir çift kanatta.

Yanlışsam,
dilim kurumuşsa sahte renklerinden gecenin
Susuzluğu bir karınca yürüyüşünden almışsam
Dağıtmışsam yüzümü bengisu pınarında
Bir bilinmez yazgıdır
razı olduğum kader.

Adem’den bana kalan milyonlarca yüz
Kimliğim bazen pencerede bazen sokakta
Nüfus patlamalarından okunuyor delikanlılığım
Dinmeyen dalgalarında göğün
bir at olup coşacağım geliyor
Yine de sensin bilirim
beni dizginleyen seller boyunca

Düştümse de senden mi bilmeliyim?
Üşüdüysem?..
Yani yazıldıysa yazım,
en başından bu yana karardıysa gözlerim
Hangisi gurbet, hangisi mekan?
Hangisi uzak kuşların
yuvalarına götürmeyi unuttukları?

Kör kuyular içinde doğurduğum yoksulluk
Bin şafak serüveni göğsümü yere çalan
Olmak bitip ölüm baştan alınca
Bir kar kokusu olur
kılıç bilenmiş, çocuk belenmiş yamaçlarda.
Ya da ayna.