Şiirle büyüdü kalbim,
kimliğimi bir derginin orta sayfasında
buldum.
Adım hâlâ kurşunla yazılır bazı defterlerde,
namluya şiir sürdüm,
ateş etmedimateşin
beni vurmasına izin verdim.


Dünya gurbetimiz,
haritalar bizi tanımıyor artık.
Sınırlar pasaporttan önce yoruldu,
bir ülke kadar suskun,
bir dil kadar yorgunuz.


Susarak konuşunca
âşikâr olmadan bitmiyor hiçbir şey;
aksine,
kelimeler kemikleşiyor,
sessizlik kavileşiyor
ve hakikat
en çok orada sertleşiyor.


Bazen,
en uzun hikâyedir geçmiş:
başlangıcı unutulmuş,
sonu hâlâ kanayan.


(Göğsümde bir hüzün varyerini
tarif edemem,
ağırlığını taşırım.)


Çekildi içimin dalgaları,
kıyıda kaldı tortusu esenliğin.
Bir huzur kalıntısı belki,
ya da sadece
fırtınadan arta kalan yanlış bir sükût.


Rüzgârın ipini elinde tutan bilir:
uçurtma ilmi
sadece göğe bakmak değildir.
Düğümleri tanımak gerekir,
kopuşu sezmenin,
yüksekte kalmanın bedelini.


Sessizce dağılalım tepelere,
isimlerimizi unutarak.
Paslı çivilere asılmış anılar gibi
duvara değil,
zamana tutunalım.


Bir ruh bekçisi var içimizde:
ne uyur,
ne affeder.
Kapıyı kilitlemez,
içeri gireni sınar.
Ve her şiir bittiğinde
şunu fısıldar:
“Hayatta kaldın
ama kolay olmadı.”

Bu yazıyı paylaşın