Vasıfları diğer edebî türlere de sirayet ettiğinden dolayı şiirin “efrâdını câmi, ağyârını mâni” bir tarifini yapmak zordur. Buna rağmen, yanılmak ve başka bir perspektiften bakıldığında isabet edememiş görünmek pahasına olsa dahi şiiri tanımlamaya teşebbüs etmek gerekir. Kaldı ki şiirin tanımına ulaşmak yolundaki her çaba, önceki yazıda bahsettiğimiz zorlukların farkında olunması ve temkinle hareket edilmesi kaydıyla takdire değerdir.
Olabildiğince sade bir tanım elde etmek için şiir kelimesinin hâlihazırda gündelik dilde mevcut olan kullanımından yola çıkmanın, sözlükte mevcut karşılıklarını irdelemekten daha uygun olduğu kanaatindeyiz. Bu bakımdan daha önce değindiğimiz “şiir gibi” teşbihi, bizim için iyi bir çıkış noktası gibi durmaktadır. Bu teşbihin bir varlığın, durumun veya olayın uyandırdığı güzellik duygusunu anlattığını varsayabiliriz. Bunun yanında bu teşbihte kendisine benzetilen unsur olarak atıf yapılan şiirin dramatik, epik veya didaktik değil lirik olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. “Şiir gibi” teşbihinin ima ettiği etki, şüphesiz ki lirik şiirin okur üzerinde bıraktığı etkiye yakın veya benzerdir. Bu teşbih yoluyla anlatılmak veya vurgulanmak istenen, şiire benzetilen unsurun kahramanlığı veya hikmeti değil güzelliğidir.
Şiirin etkisini gösteren somut bir veri niteliğinde olması hasebiyle şiirden haberdar olmuş herkesçe oluşturulan bir mutabakat niteliğindeki ibareleri dikkate almanın muhtemelen sakıncası yoktur. Herkesin şiirden aldığı hazzın seviyesi ve niteliği değişebilir ama bu haz, “şiir gibi” ibaresi özelinde herkes tarafından benzer bir şekilde ifade edilir. Bir kelimenin gündelik dildeki anlamı üzerinde sağlanan mutabakat, terim veya kavram düzeyindeki anlamından geniş olmalıdır. Bu anlamda şiirden alınan hazzın ifadesi, şiirin tanımının kişiden kişiye, teorisyenden teorisyene, şairden şaire farklılaştığı ölçüde değişmez.
“Şiir gibi” ibaresinin kaynağında yer aldığını düşündüğümüz lirik şiirin edebiyattaki merkezî konumuna dikkat çekmek gerekir. İlk şekli ve en saf hâli üzerinden şiiri tanımlamak istersek lirik şiire başvurmamız gerekir çünkü diğer türlere yöneldiğimiz ölçüde yapacağımız tanımın sınırları genişler. Bu durum, belirleyici bir tanım elde etme imkânımızı azaltır. Lirik şiir, temelde şiirin arıtılmış hâlidir; öyle ki diğer şiir türleri, bu hâlden birer sapma olarak görülebilir. Özellikle müzikal bir haz vermesi ve “derin” duygular uyandırması, lirik şiirin iki temel karakteristiğidir. Bu noktada yine gündelik dile başvurmak ve bir lirik şiirin herhangi bir okura söyletebileceği bir ibareye geçmek isteriz: “Çok anlamlı”. Evet, diğer türlerden bir şiir de “çok anlamlı” bulunabilir, bir şarkının sözleri de. Ne var ki bu nitelemenin de onların içerdiği lirizmle ilişkili olduğunu düşünmek mümkündür. Bu ibare, şiirin çağrışım gücüne işaret ettiği gibi, ifade edilemeyen “derin” duyguları da yoğun anlamla buluşturur.
Lirik şiirin müzikal niteliği belirli bir ritimle, anlam yoğunluğuysa imajla ilişkilendirile- bilir. Ritim ve imaj, şiirin hem şeklinde hem muhtevasında ahengi kurar. Ritmin verdiği müzikal haz ve imajların sağladığı anlam yoğunluğu birleşerek poetik estetiği oluşturur. Şiirin fonetik tarafına benzer şekilde imajların da kendi aralarında çeşitli paralellik ve zıtlıklara dayalı bir uyumu söz konusudur. Ritim, normal konuşma şeklinden bir farklılaşma olduğu gibi imajlar da gündelik dilin hedeflediği ve genellikle açık bir şekilde iletilen doğrudan anlamdan ayrılır. Müzikal nitelikle anlam yoğunluğu arasında kesin bir sınır çizmek zor olmakla birlikte müzikal nitelik hem ilk dikkat çeken husus tur hem anlam yoğunluğunun neredeyse tek kaynağı gibi durur. Bu bakımdan, manzumeden farkını vermese dahi, gelenekte şiirin “mevzun ve mukaffa” söz olarak tanımlanması isabetlidir. Neyse ki buna daha sonra “muhayyel” eklenmiştir. “Mevzun ve mukaffa” şiirin fonetik, “muhayyel” ise semantik tarafına işaret eder. Vezin ve kafiyeyle sağlanan müzikalite için farklı tarihî bağlamlarda çeşitli fonetik araçlar bulunmuştur. Benzer şekilde, imajla aynı anlamda kullanabileceğimiz hayalin de niteliği bağlama ve sanat anlayışına göre değişmiştir.
Gündelik dilden yola çıkmak ve lirik şiiri referans almak suretiyle şiirin tanımını yapabiliriz: Şiir, dilin tarihî bağlama ve sanat anlayışına bağlı olarak değişen belirli kıstaslara göre kullanılmasıyla oluşturulan müzikal hazza ve anlam yoğunluğuna dayanan bir edebî türdür. Edebî türlerin dilin kullanılmasıyla oluşturulduğu ve kıstasların tarihî bağlama ve sanat anlayışına göre değiştiği bilinen bir husus olduğundan tanımı sadeleştirebiliriz: Şiir, belirli kıstaslara göre oluşturulan müzikal hazza ve anlam yoğunluğuna dayanan bir edebî türdür