| Şitaya dokunmaya geldik. Her damlasıyla uzanıp bizi ıslatan, her tanesi ile tenimizi okşayan, her esişinde acıtan, yakan, sürükleyen oradan oraya ve dudaklarımızdaki çatlakları damla damla kanatan şitaya selam etmeye geldik. Bakıyorum pencereden (nedense-ben bunu hep yapıyorum), insanlar koşar adım dört yana, üzerlerinde gri, siyah, kahverengi… Şita bu “Sokakta oyalanma” diyor. “Çizmelerini çek dizine, şapkanı geçir başına, eldiven taksan hiç fena olmaz; üşür, titrer, donarsın. Şitayım, şitalığımı yaparım.” Burada Sezai Karakoç düşüyor aklıma. “Allah kar gibi gökten yağınca / Karlar sıcak sıcak saçlarına değince / Başını önüne eğince / Benim bu şiirimi anlayacaksın” İşte mısraların vuruculuğu karşısında hâlet-i ruhiyemde beliren eziklik, aklımı kurcalayan Puccini’nin Manon Lescaut’unu unutturuveriyor. Şitada bir tükeniş öyküsü, bütün opera severleri büyülemiş bir ölümsüz aşk da olsa yüreğime ağır geliyor. Cenâb Şehabettin uğruyor bana o ara, diyor: “Bir beyaz lerze, bir dumanlı uçuş/ Eşini gaib eyleyen bir kuş / gibi kar / Geçen eyyâm-ı nev-bahârı arar” Yani ki, içimdeki kelebekleri sonsuza uçuran şita ile olmasa da kavgam; aşk bu şitada üşüyor, aşk bu şitaya kondurulamıyor; aşk ki cıvıl cıvıl, nevbaharın berrak gökyüzünde hayat daha tutunası oluyor; karda donuyor bakışlarını aşka, aşk donuyor bahara. Uykum geliyor. Kulağımda Sandor’un piyano sesi. Bir şita yolculuğuna çıkışında susuyor piyanosu. Ahmet Muhib Dranas giriyor hemen araya: “Kardır üstümüze yağan geceden / Yağmurlu, karanlık bir düşünceden / Ormanın uğultusuyla birlikte / Ve dörtnala, dümdüz bir mavilikte / Kar yağıyor üstümüze, inceden” Bir de vardır şitanın topraklarında yaşamak. Bu bir yazgıdır. Patates, lahana, havuç…; dışarıda şita bile donar olduğu yerde. Eksi kırklar can yakar, dans eder buzun üstünde hareket hâlinde olanlar, nehirler göller yol olur; insan gülemez de şitadan, kalın duvarların gerisinde ısınma talimleri yapar. Bir şita dansıdır bu, lakin sımsıcak olanlar bu danstan ürküp kaçar. ya yoksundur kışta ya yoksundur ya da yoksundur ya yoksundur yazda ya yoksundur ya da yoksundur kış yaz o vakit farketmez |