Adalet Ağaoğlu’nun olay akışını üç beş karakter (Murat, Kısmet, Türkan Hanım, Ferit, Selmin, Kardelen) üzerinden kurguladığı roman, mizansenik bir yapıda kaleme alınmıştır. Çoğulcu bir anlatımla kaleme alınan eser, kâh yazarın anlatımıyla kâh kahramanların anlatımıyla kâh şuuraltı tekniğiyle mizansenik bir yapıya bürünmüştür. Geri dönüş tekniğiyle hayatından bazı kareleri göz önüne getiren kart karakterler, hayal etme yöntemiyle de ihtimalleri gözler önüne serer. Mesela, Murat, Kısmet’i dört-beş farklı şekilde hayalinde olmuş bitmiş gibi tren garında karşılar.

Mekân unsurlarından olan, çamurlu sokaklar, gecekondu hayatı ile anılması ve alt tabakadaki insanlara hor gözle bakılması ve kimsesiz bir kadına sarkıntılık yapan erkeklerin nazara verilmesi dönemin sosyal yapısını yansıtırken; gece sokağa çıkma yasağının ikide bir hatırlatılması ve olay anlatımının “yedi ölü, sekiz yaralı vs.” ifadeleri ile sık sık kesilerek leith motif gibi tekrarlanması dönemin siyasi yapısını veyahut siyasi karışıklığını yansıtır.

Anlatımda Keloğlan ve Donkişot motiflerinin mukayese yapılması dikkati çeker. Türkiye’de belli bir amaç uğruna hayatlarını feda eden binlerce genç masal kahramanı Keloğlan’a benzetilir. Çünkü padişah’ın kızını alarak rahat bir yaşam tek hayalidir Keloğlan’ın. Hayalin öteki görülerek ve hayalperest gençlerin ötekileştirilerek akılcılık nazara verilir. Doğu’nun mayasında hayal olmasına karşın Batı’nın fıtratında akıl vardır ve bu yüzden Donkişot, yaşlı ve sıska şövalyeye benzetilerek hüsrana uğratılır. “Akıldışılık cezalandırılır ve akıl takdis edilir ve yüceltilir.”(s.28)

Hayalci Murat’ın bilinçaltındaki gerçekleri gün yüzüne ara sıra çıkaran yazar, Kızılderili-Şerif çatışmasında, Kızılderili rolünde Murat’ı oynattırır ve hayalinde Şerif Gary Cooper’a vurdurtur. Ötekileştirilen Kızılderili rolünde kendisini gören Murat, o yıllarda Amerikan emperyalizminin bir nebze de olsa ülkemizdeki etkisine dikkat çekmek istemektedir. “Murat elinde bir demet Kızılderili tüyüyle geri döndüğü zaman okun ucu tam göğsüne nişanlanmış oldu”(s.32)

“Ya bunlara benzeyeceksin ya hiç yanaşmayacaksın. Kötü ödetirler sonra! Aforoza uğrarsın. Bu lanet kentte tek başına kalırsın.”(s.38) cümlesi ötekileşmeye direnen Hayalci Murat’ın kulağına küpe olması için söylenen birkaç cümleden biridir. Gençliğinde erkekliğini ilk hissettiren pavyon şarkıcısı Selmin yüzünden hayatını değiştiren ve bu yüzden kendisini çok seven ablası Kısmeti ve ailesini ve Eskişehir’i bırakıp İstanbul’a sahte aşkı Selmin’e beste yapmak uğruna giden zavallı bir gencin hikâyesi de anlatılır.

“Bizler bozuluyoruz, vurdumduymaz oluyoruz, kendi dışımızda hiçbir şeyin değeri yok.”(s.57) Köyden kent göç hareketiyle ötekileşen ve köylü kimliğinden gittikçe uzaklaşarak ve yabancılaşarak yeni şehir hayatına entegre olmaya çalışan insanların halini ortaya koyan cümledir. Entegre olamayan insanlar gecekondu hayatında yaşamaya mecbur edilir ve “Kızın babası Cer atölyesinde çalışırmış. Bunlar Şemsettin Sokağı’nın arkasında helâsı dışarıda elektriksiz falan bir yerde otururlarmış”(s.74) cümleleri ile modern yaşam ile sefil yaşam arasındaki ötekileştirme çizgisi Şemsettin Sokağı olarak kabul edilir. Ne de olsa Murat, zengin ve köklü bir ailenin oğlu olmasına karşın Murat’ı seven Kardelen ise gecekondu hayatında yaşamaktadır. “Üstelik açık bir helâyı kullanıyorlarmış. Aklına bu gelir gelmez, Kardelen’den yarım adımcık uzaklaşmıştı hatta.”(s.76)

1980 öncesi sosyal hayata ayna tutan roman üç beş kişinin yaşamını gözler önüne serer. Eserde gizliden gizliye kahramanların kendini havas tabakasında hissetmesi ve avam tabakasını hakir ve hor görerek öteki nazarıyla bakması dikkat çeker. “Ama Hacer’miş, Kardelen’miş, fabrikadakilermiş; kendinle nasıl eşit tutabilirsin? Senin gücün ayrı, onlarınki ayrı!”(s.161) “Küçük şehirde büyük aile olmak kolay mı? Herkes gözünü bize dikmiş.”(s.160)

Eserde şehirli-Köylü ötekileştirmesi de karşımıza çıkar. Murat, kendisini ziyarete gelen annesine “Benim söylemek istediğim anne, buradaki… Burada yaşam biçimi başka. Ne iyi, ne kötü; ama başka…”(s.183) demesi mukayeseyi ifade eder. Neval hanım ise köyden kente göçmüş insanlara hakaret eder. “Allah belalarını versin! Vicdansızlar! Yordamsızlar!… Öküzler!.. Köylüler, ne olacak!(s.189) Emin Bey ise köy hayatına olan bağlılığından dolayı şehir hayatına hep önyargıyla bakar: “Bense şehir yerinde hep gırtlağıma biniyorlar sanırım. Ankara’da kaldığımız sıralarda bile, o taş yapılar üstüme kapanacak, hepimiz altında ezilip gideceğiz sanırdım.” (s.170)

“Bütün komünistlerin kökünü kazıyacağım”(s.207) 80 öncesi siyasi yapılanmalarını gözler önüne sermesi babından gayet manidardır. Polis denetiminde derse girmeler, her gün birkaç kişinin öldürülmesi ve gece yasağının sık sık nazara verilmesi bu durumu ifade eder. Azra’nın ise “İstanbul’da gece kulüplerinden birinde komünist yapmaya çabalayarak” insanlara kendi ideolojisini empoze etmesi o dönemin çalkantılı siyasi yaşamını da gösterir. Murat’ın dedesi Emin Bey’in koyu CHP’li damadı Ahmet Kaymazlı’nın ise Demokrat Parti üyesi olması, tarafları birbirlerinden soğutur ve siyasi ötekileşme göze çarpar. “Olayların üstünde ya da dışında kalmak! Bu ülke de mümkün mü? Bir seçme yapmaya zorlanıyoruz. Hiçbirine inanmadığım politik kümelenmelerden birini seçmek” cümlelerinde ise kişinin bir tarafı seçerek diğerini ötekileştirmeye zorladığını görürüz.

Kadına bakışın da farklı karakterler nezdinde gözler önüne serildiği eserde kadın, bir nebze de olsa yüceltilmek istenir. “Aaa, buralarda nasıl da köle gibi kullanılıyorsunuz kadınları canım! Sakın kendinizi şu feodal kafalı erkeklerimize ezdirmeyin Kısmet!”(s.251) diyen Azra’nın feministik bir yaklaşıma sahip olduğu anlaşılıyor. “İşte Azra, özgürlüğünü kanıtlamak içini kocasını buzluktan buz çıkarmaya koşturuyor.”(s.222) ancak o zaman insanının kadına bakışı da bir kadın olan Türkan Hanım tarafından iade edilir: “Biz seni meslek lisesine iyi bir ev kadını olsun diye gönderdik. Meslek sahibi olup dükkân açasın, terzilik yapasın diye değil.”(s.244)

Toplumun “mahalle baskısı” dediğimiz tabiri de kendini eserde gösteriyor. “Bir kadın kendi seçtiği bir erkeğe ‘Benimle evlenir misin?’ diyemiyor, buna yüzü tutmuyorsa –suç ben de mi toplum iyi gözle bakmıyor-”

Üç beş kişinin yaşadığı olaylar üzerinden toplumun durumunu anlatan yazar, bilinçakışı/şuur akımı tekniğiyle de romana psikolojik bir derinlikte katmıştır.