Üşüyorum Ama Anlatacaklarım Var

Gökyüzü ile dost olduk. Birlikteliğimiz ileri derecede olsa da aramıza girenler var: yağmur, soğuk, kar, fırtına, bulutlar… Balkonda kitap okumamı kıskanan da yok. Balkon şiirini, hüsnü kabul görmeyen mimarinin parçası diye anlatacak da değilim. Mimarlar bizim, ama mimari bizim değil. Değişim ve dönüşüm adına kapitalizmin insanlara bağışlar yaparak alıp götürdüğü o kadar değer var ki, izahsızlığı bile külfet.
Göklerin çektiği kartal yok, kimi zaman azmanlaşan yer de.
Göğe doğru tırmanış, yalnızlaşan insan bir yana.
Bizim dostluğumuzun zıddına, ilişkiler ver sütü-al ekmeği misali.
Muhiti terk etmeye mecbur olanlar oluşan ortak kültürü, dönüşümle sıfırlayacak.
Gitmemesi gerekenler gidecek.
Proje nedir, planlanan nedir, olması gereken nedir?
Kim yaşayacak buralarda ya da kimler kovuluyor?
Onlar Anadolu’dan gelmiş, şehirlerde kendi örf ve âdetlerini yaşatan mekânlar oluşturmuş, insan ilişkilerini bir şeklide sürdürmüş nesiller.
Kaybettiklerinin çok da farkında değiller.
Serveti üçe-dörde katlamanın hevesi ve iştiyakı içindeler.
Mikro planda yaşadıkları yerleri dönüştürmüş olsalar bile, makro planda dönüşüm yaşayan, değişim yaşayan şehirlere karşı planları yok, direnecek ortak noktaları da.
Kanunla tehcire tabi tutuluyorlar.
Yükselecek binalarda yaşamayı da düşünmüyorlar zaten, şehrin dışında yeniden kendi mekânlarını oluşturma hevesindeler. Yolda dökülenler olsa da, kırılmalar yaşasalar da öyle hayal ediyorlar. Onlar mı gidiyor, bir şekilde şehrin dışına mı itiliyorlar, buralarda mustazaflar yaşayamaz mı deniyor zamanla anlayacağız.
Gökdelenlere bakınca Amerika’nın, Avrupa’nın, Uzak Doğu’nun ruhumuzla örtüşmeyen şehirlerinden biri oluyoruz endişesine kapılmıyoruz, aştık onları… Şehirleri önceden planlamazsanız, zaman içinde ihtiyaca binaen şekil alır, kendi kendini yeniler ve hareket alanlarını kendileri belirler diyerek bunu izah ediyorlar… Gecekondular yapılırken de sosyal gerekçeler öne sürülmüş, yıllarca buralarda yaşayanlar filmlere, şarkılara, akademik çalışmalara, siyasete malzeme olmuştu.
Onlar taşınıyor.
Gerekçeler yenileniyor.
Yalnızlığı, liberalizmi tetikleyerek.
İnsanlar da gülen, dinlendiren, yormayan sokak ve evden, dolayısıyla şehirden bahsetmiyor, arzuluyorlar.
Beton yığınlarından çok da hoşnut değiller.
Kapitalizm işini iyi yapıyor, yapısal değeri zihin haritasına yerleştirerek unutturuyor olması gereken çoğu şeyi. Dolayısıyla, tüketim kalemlerinin artması ve ihtiyaçları karşılamadaki zorlanmalar, olsun dedirtiyor sadece.
“Ay ne yapıyor?”, “Yıldızlar üşüyor mu?” diye sormuyorum.
Akdeniz kolonileri.
Osmanlı.
İsbat-ı vücutta bigane kalsak bile.
Yağmur, soğuk, kar, fırtına, bulutlar…
Söylenecek çok şey var da.
Mimari bizim değil.

Bu yazıyı paylaşın