Elimde yıldız tutarcasına güneşe doğru koşuyorum. Ya takılıp kalıyorum bir yerde ya da ardıma bakamıyorum gayri ihtiyarî.
Sonsuzluğun koyuluğunda karanlık bir çığlık… iniltiler takip ediyor çığlıkları. Ardından suskunluk. Mühürleniyor sanki her dudak, küskün sözcüklere. Ve dökülüyor bir bir, her kelime, ıssız denizlere. Yükseklere açılan bir pencere karşımda. Bakarken dağların eteklerini görüyorum. Bir samyeli esiyor en tepelerden, yalnızlığın rayihasını kokluyorum, en derinden. Küllenmiş birkaç zambak ve menekşe, gülün ismi doğmadı daha. Ne yaprak dökümü yaşandı ne de Eylül fırtınası…
Kevserin suları aksın istiyorum içime. Dudağımda son terennüm, gözlerimdeki son damla gibi. Ben çılgın dalgalara özeniyorum. Bir martının kanadına tutsak olunca beyaz ümitler, bir atın yelesinde özgürlüğü arıyorum. Mutluluk gözyaşında mı saklı yoksa kahkahada mı? Ama rüyalar uykuda değil uykusuzlukta saklı biliyorum. Uyku görmeyen kirpiklerimde hayallerimin rüyasını görüyorum. Yorumu hayat zaten.
Rüzgâr gibi esip geçen hayatı bir deniz kıyısında sonlandırmak ve yeniden canlandırmak okyanusun derinliklerinde. Belki de kendi dünyamda devrim istiyorum, ama nerde, susarak mı, koşarak mı? Ve nerede o güç? Ey umudum! Yaralanma, düşme sakın! İste o kirli yüzünü temizleyecek yağmuru, ısmarla. Ve yağsın iliklerine kadar, düşüversin her damla. Üşüşen de aldırma. İçindeki kor alev ısıtır seni zamanla.
Ağır adımlar var kaldırım diplerinde. Acıları sayar gibi sayıyorum taşları ve her kaldırım taşı, hayatın bir durağı. Adımlarım takılıp kalmakta taşlara. Yüreğime güç lazım. Zira beni savurup götüren adımlarım değil yüreğimdir erişilmeyen o kutsal dağa. Bir martının kanatlarına takıyorum umutlarımı, salıyorum mavi bir dünyaya, umarsızca. Başım iki elimin arasında, peki ya, sadece düşünmek mi marifet yoksa konuşmak mı? Susarken konuşmak, düşünürken ağlamak. Derin bir âha gömülmek. Ardından sorgulamak hayatı, zamanı. Ve yumulunca gözler dış aleme, başlıyor yüreğimin sorgusu. Ve neden diye soruyorum kendime, beklediğim cevabı duymak için belki de.
Serseri bir yaprağın kuraklığındayım. Karanlığın ıssızlığındaki sessiz adım çınları. Neden diye sorduğumda, göz bebeklerdeki karanlığın yıldızını görmek istiyorum. Bir cami avlusundayım şimdi. O soğuk taşlara yaslıyorum kalbimi. Ellerimi de kalbime. Nemlenen bir çift göz var göğe dikilmiş bende. Neden diye soruyorum, duymak için, üst üste yığılmış soğuk taşların arasına sıkışmış yankıyı. Dualarımı döküyorum avuçlarıma, sunmak için kabulüne. Bir damla gözyaşı katıyorum gayri ihtiyarî. Temizlesin diye günahlarımın kirini. Öyle kalakalıyorum. Açılan avuçların boş kalmasından, titreyen yüreklerin boş yanmasından, nemlenen gözlerin boş bakmasından korkuyorum.
Ve bir gün pencere kenarında yağmur yağıyor gönlüme. Ve birden ne gözlerim ne de kulaklarım duyuyor. Çığlıkları da unuttum artık, karanlıkları da. Şimdi sadece yüreğim var ve bir de yüreğime yağan yağmurlar. Dualar kuşatıyor bedenimi…

Bu yazıyı paylaşın