her defasında cümlelerimizi
açıkta bırakıp yalınayak gidiyoruz
korkularımız heybemizden ne zaman düşürse
kalıp yeniden yüklüyoruz
düşe kalka tırmanıyoruz yokuşlarda
gelemeden gidenler kadar korkusuz
ve merak dolu bakışlarla çocuksu
aşksız, ihanetsiz, rüyasız
nice şehirler ve dağlar geçiyoruz
çıplak çırılçıplak ruhlarımızla
hâlbuki ne çok aşkla
aşındırmıştık toprak ve taştan yolları
daracık arka sokaklarında şehrin
biz yürürken iki katlı evlerin önlerinde
meydanlar hep doluydu
kocaman kelimeler uçuşurdu başımızdan
sloganlar yankılanırdı kırmızı kiremitlerde
kadınlar yaşmak alırlardı alkışlara
ne zaman çıksak meydana
vurulurduk bakışlarımızdan bembeyaz
beyaz güvercinler gibi düşerdik
bilmediğimiz elektrik direklerinin dibine
saymasam bana açılan harpleri
ben hiçbir cephe açmadım
ne çok savaştım lakin
hayat, kader, gayb
kader bu imiş iman ettim
ve men ya’mel miskale
zerretin hayran yerah
ve elbette şerran yerah
bitmişken şubatlar, martlar
nisan yağmurunda demlenmek lazım
her bir damlası ruhumuza iyi gelir bilirim
ıslandıkça rüyalarımız saçlarından
pencereleri açıp ardına kadar
kocaman gökyüzüne bakmak lazım
her defasında rüyalarımızı
yarım bırakıp korkarak uyanıyoruz
ümitlerimizi heybemizden ne zaman düşürse
kalıp yeniden yüklüyoruz
budur işte hayat, budur işte yol
hayal ediyoruz,ümit ediyoruz
yürüyoruz