İnsan için temel duygulardan biri olan yalnızlık, genel olarak: “acı ya da üzüntü duyumu, kendini yalnız başına ya da tek başına algılamak, başkalarına yakınlığın fark edilir yokluğu” (Svendsen, 2019, 25) şeklinde tanımlanabilir. Fakat yalnızlığın, tek bir çeşidi yoktur: “Derin yalnızlık, depresyonun eşlik ettiği bir durumken sosyal ya da ilişkisel yalnızlık bireyin kendini bir topluma, gruba ait hissedememesi ve yaşadığı toplumda kendini yabancı hissetmesi olarak tarif edilir.” (Yaşar, 2007, 238). Ayrıca bu tanımlamalara ek olarak insanlarla duygusal bağ kurulamadığı durumlar için duygusal yalnızlıktan, açığa vurulmaktan sakınılan gizli yalnızlıktan ve üretmek için seçilmiş tercihî yalnızlıktan da söz edilebilir.
Kabul edilebilir ki toplumsal bir varlık olan insan, varoluşundan bugüne sosyal bir çevreye ihtiyaç duyar. Bu durum onun va- roluşsal gereksinimlerini tatmin için gereklidir. Oysa yalnızlık çeken insan, kendisini dışlanmış, gereksiz ve amaçsız hisseder. Bu hissiyat insanı, yaşamla olan mücadelesinde zayıf düşürebilir ve hedeflerinden uzaklaştırarak yaşama sevincini yok edebilir. Yalnızlığı yaşama biçimi, insandan insana toplumdan topluma da değişiklikler arz eder. Bu durum kültürel yapıya da sıkı sıkıya bağlıdır. Türkiye gibi toplumlarda geniş aileler ve sıkı akrabalık ilişkileri içerisinde yaşamayı içselleştirmiş insan, yalnızlığı bir arız olarak görürken, bireyselleşmenin ve tek başına kalmanın bir ihtiyaç olarak değerlendirildiği toplumlarında yalnızlık, bilim adamlarına, sanatçılara, filozoflara has bir tutum olarak değerlendirilip bir erdem olarak algılanabilir.
Bu bağlamda ‘yalnızlık’ ve ‘tek başınalık’ üzerinde durmak gerekir. Genelde yakın anlam alanları içinde kullanılsalar da bu iki kavram arasında duygu değeri bakımından farklılıklar vardır: “Tek başına temelde sayısal ve fiziksel bir terimdir ve bir kişinin başkalarıyla çevrili olmadığı olgusundan daha fazlasını belirtmez, ayrıca söz konusu sözcük bu olgunun olumlu mu olumsuz mu olduğu konusunda herhangi bir değerlendirme yapmaz… Öte yandan ‘yalnız’ daima değer yüklüdür. Çoğunlukla ‘yalnız’ olumsuz bir hâli ifade etmek üzere kullanılır. Yani ‘yalnız’, ‘tek başına’nın illa da sahip olmadığı duygusal bir boyut içerir” (Svend- sen, 2019, 29-30). İnsan, istek dışı yalnızlığı arzu etmez. Zira insan, kendini tanımlayabilmek için ötekilere ihtiyaç duyar. Çünkü ben’ini ötekilerle yaşam deneyimleri ile inşa eder. Bu bağlamda yalnızlık acı veren, bireyi eksilten bir işlev görür. Fakat tek başına olma durumu, kişinin bilinçli tercihiyle ortaya çıkan bir eylemdir.
İnsanlar düşünmek, üretmek, doğayla baş başa kalmak gibi birçok eylemi tek başına kalarak daha verimli yapabilirler. Buradan hareketle diyebiliriz ki kimi insanlar toplumdan soyutlanarak içine kapanırken kimi insanlar da üretmek, yenilenmek için yaratıcı bir tek başınalığa yönelirler.
Modern hayatın içinde birey, kalabalık şehirlerde ruhi bir yalnızlık yaşayabilir. Nitekim gelişen ve refah seviyeleri artan ülkelerde yalnızlık artık bir soruna dönüşmüştür. Bu durumun ortaya çıkmasında kuşak çatışması, gelişen teknolojiye ayak uyduramama, fiziksel güçsüzlük, genç insanların teknoloji bağımlılığı ve meşguliyetlerin artması gibi faktörler önemli rol oynar. Yalnızlar, bu bakımdan kendilerini güvende hissedecekleri, sosyal hayattan izole yaşamlarını anlamlandıracak her şeye içgüdüsel olarak sıkıca sarılırlar. Çalışmak, hobi edinmek, sosyal akran gruplarına dâhil olmak, doğaya sığınmak bu yönelimin belirginleştiği alanlardır.
Sonuç olarak diyebiliriz ki yalnızlık, etraftaki insan sayısı ile ilgili değil; anlaşılamama, topluma yabancılaşmayla ilgili bir duygu durumudur. Yalnızlık, hayal kırıklığıyla bir içe kapanma, ötekine güvensizlik barındırır. Kimi insanda toplumsal yapıya bir başkaldırı, bir tepki iken kimi insanda tercihi bir durum olarak tek başınalık olarak ortaya çıkabilir. Kişi kendini ait hissetmediği, duygu ve eylemlerine karşılık bulamadığı insanlara karşı yalnızlık pahasına kendini korumaya alabilir. Bu geri çekilme trajik bir soruna dönüşebileceği gibi insanın tek başına kalarak yaratıcılığını, üretkenliğini ortaya çıkaran kendini keşfetme yolculuğuna da kapı aralayabilir.
Kaynaklar:
Svendsen, L. (2019). Yalnızlığın Felsefesi, Çeviren: Erşen M., 3. Baskı, İstanbul: Redingot Yayınları. Yaşar, MR. (2007). Yalnızlık, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 17 (1), s.237-260.