Dünya bize bir gurbettir. Akıllı insan gurbeti sahiplenmez. Gurbet dramatik hikâyeler saklayan her mekân. Karanlıktasın. Yapayalnızsın! Penceresiz küçük bir odada. Kilitli kapılar ardındasın. Uzaklardan, ta uzaktan kopup geldin. Artık göçmen bir kuşsun bu gurbet odasında, dünya hanesinde…
Asli vatanından ayrıldın. Ayrılık kaderindir yol boyu. Bağrına “gurbet” adlı hançer saplanmış. Geçtiğin, yürüdüğün bütün yolların ismi de “gurbet”. Ana, baba, sıla ve yardan ayrıldın. Daha nicelerinden ayrılacaksın. Senin olduğunu zannettiğin her şeyden ayrılmak kaderin. Zümrüdü Anka gibi Kaf dağının yolundasın. Artık geriye dönüşün yok. Şimdi tek hakiki arkadaşın kendinden başkası değil. Menzile vardığında aradığının kendin olduğunu fark edeceksin.
Sıla hasreti, gurbet hüznü… Yollara düşeceksin. Yollar seni sevdiklerine kavuşturmayacak. Belki daha da uzaklaştıracak. Ah o yollar, bitip tükenme bilmeyen yollar… Bittiğini zannettiğin anda yeniden başlayan yollar. “Bana henüz yolumun sonu budur denmedi, ben ömrümü tükettim bu yollar tükenmedi” diyeceksin her menzilde.
Şahıs, vatanından uzaklaştıran bütün ara merhaleleri aşarak geldiği ilk yere, yani Rabbine dönmek durumundadır. Nitekim gurbetin bu safhalarını yüreğinde hisseden insan bir garip yolcu olarak hayatını sürdürmeyi bilen insandır. Ancak; gurbetin ve sılanın maddî olanı var, manevî olanı var. Gerçek olanı var, sanal olanı var. Sılanın asli olanına yönelen bütün gurbetlerden uzaklaşır.
Hedefe varman kolay olmayacak yedi dere geçeceksin, yedi dağ aşacaksın. Dört kapı kırk makam geçeceksin. Yollarda ağaçlar, taşlar, kuşlar ve yokuşlar. Her yanda yabancı bakışlar. Devler ülkesinden geçeceksin. Yollar sana düşman olacak. Sokaklar hep çıkmaz. Ayakların geri dönüp kaçmak isteyecek ama nafile, dönemeyeceksin… Tek yön bir yolda ilerleyeceksin.
Sonbahar rüzgârlarında dalından kopan kuru yaprakla aynıdır kaderin. Oradan oraya savrulacaksın. Ruhunu boğan tufanlar, mumdan gemilerle geçmeye çalışacaksın ateşten denizleri… Sarp yokuşlar, dikenli çalılar, dehlizler… Ah hasret, ah gurbet.
Boylu boyunca gurbetin ortasından geçeceksin, gurbetin yataklarında yatacaksın. Yediğin içtiğin gurbet olacak. Bataklıktan kesilen kamış gibi inleyeceksin, ok yemiş ceylan gibi billur gözyaşları dökeceksin. Sabredeceksin. “Allah’ım, yalnızlıkta duyulan ızdırabımı gider, gurbetimi artır” ne güzel duadır.
Gurbette olduğunu unutanlardan olma, gurbeti sıla zannedenlere itibar etme. Bul bu gurbette vuslatın yolunu şimdi ayakların dayanırsa mesafelere… Sabır imtihanını başarıyla geçersen, gurbetini kurbete çevirirsen şeb-i arusun olacak o gün.