yalnızlık dağları böyle rüzgârlı
böyle karanlık olmadı; biliyorum
kalp incinmişse ırmak kanlıdır
derinden akar çürüyen insanlığın
göz vâdilerinden, kulak kıvrımlarından
duruldukça bulanan
bulandıkça durulan
neden susar aynalara bakınca
ellerinde utancı birikenler
bu hangi yalnızlık, ölüm kokuyor
bu hangi yalnızlık, şehrin damarlarında
gâfillerin kurşunuyla vurulan
gel arkadaş, yaklaş bir şadırvanda
içinin tenha ırmaklarından
limansız denizlere açılan
gariplerin yorgun bakışlarına
yaklaş ve topla kırlangıçları
kanatları gece gündüz kırılan
son nefes üflenmeden
kapanmaz kapısı yakarışların
gel arkadaş, kaldıralım yerinden
bir ruhun en ağır, o en çâresiz
boyun büküşünü dünyanın üzerinden
yoksa tükenecek denizde ırmak
yoksa boğulacak ırmakta deniz
yaklaşıyor; son duraktır varılan