| I. bir damlayım evet içimde deniz kopar ırmak kopar gözlerimde, kalbim zamanı unutmuş saat mintanımın soluk renginde uyuklar bana şiir yazma deme! bana şiir yazmayı ve bütün kuralları unutmayı öğütle! çünkü kurallar flu, aşk inadına yeşildir hayat yumuşak elleriyle gelmez bize çiçek tarhlarında büyütmez bizi hayat, göğsümüze fesleğen serpiştiren bir akşam üstü çalgısı değildir demlenmez göğe doğru bakmakla gözlerim yorgunluk kanar tenimden; gemiler açıp taze yara gibi yaslı belleğimi gümüş saksılı ölümlerden ruhumun derinlerine ilerler II. içimde taşlar uyur bir yangın uykusuyla yüzü bana dönüktür bu kırgın mısraların ağzımda eski bir ağrı var güneş yakığı bir mumya dalgınlığı konuşur saçlarımda benim yapraklarımı kimse bilmeyecek o gizli bahçelerde açan yapraklarımı taçlarından çatlayan yaralarımı kimse bilmeyecek. onları ben içimde sakladım gizli bir tarih. hem yasak bir tarih gibi içimde ağırladım, ağırlığından öldüm bir yürek taşımanın helal sözcük emmiş her şair gibi, hüzünle eğirdim küllerimi. III. fırtınayla çevrilmiş bir denizim gözlerim kıyılara vurur kumlarını yıkar boşluğu tuzlu suyla ayaklarım ve soyunur bütün esvaplarından içim çıplak bir denizim, nereye gitsem oraya giysilerim kadar büyük yalnızlık gider karanlık bir dalga gibi geçerim suları yüz yıllık yaradır aklım yollarda kalır göğe asılır bakışlarım dudağımda biriken yorgun ırmaklar dan kırılır içimdeki çocuk rüyaları /ve sen bir tek sen nasıl bir yağmursun bir damlayla yüzümdeki kırgın avluları suvarırsın/ göğün bütün havuzları bende toplanır bende toplanır bütün sesi taşların o taşlardan içimin ehramlarına bir köle sızısıyla karışır yazgım IV. çocuktum; içimde damla kırıkları gibi korkular uğunurdu göğsümü damarından koparan korkular ırayıp yüzümün sayfalarını göğe dek adsız yanlarıma doğru akrep gibi sokulurdu koşar dururdum terlemiş gök gibi koşar dururdum, kırık teraziyle içimi tartmaktan köpürmüş bir deniz olurdum. saçlarım boşluklarla avunurdu dilsiz mağaraydı; karanlığa açılırdı ağzım boyuna göğü keserdi bir hançerdi gözlerim ve aklım kemiklerinden soyulurdu demirden bir düğmeyle kapanırdı sesim kapanırdı gök simsiyah üstüme sözcüklerse hep metafizik. kömürden rimellerle gözlerimi süsleyen dünya aşklarımı yer altı sularında saklardı. içim; rengi kaçmış elbiseler gibi sarkardı tenime. sırlı söz arardım yorulurdu kalbim yaşlı bir kaplan bitkinliğiyle taşardı eğnime sonra yaratıldığımı öğrendim çamurdan balçıktan bir dudak taşıdığımı kanımın ölümle ayarlandığını, yaratıldığımı öğrendim iki harften her an yeniden yaratıldığımı V. şimdi göğsümde taş uykusu çatladı toprağım çatladı gecenin kabuğu kalbimde ben binlerce kuyu uyandım çocuk uykusundan hem rüyalarımı ürküterek sırtımda varoluş yorgunluğu şaşırmış bir ruh. sarhoş gezdim çarşıları sızlayan ayaklarımı tuzlu suyla yıkadım kalbim sıfırın altında beş. saatimi uzaklara ayarladım kan ve şehvet damarımın kırmızı huzursuzluğu. boyuna ağaran gözlerim aramaktan boyuna yorulan gözlerim |