| uzun, eski, soğuk bir gece çok uzun, çok eski, çok soğuk bir gece toplandı bölük pörçük ne varsa, dağıldı bir kadının rüzgar tuttu yeminlerini, bıraktı sırtını yokuşların ilmine veren bir adam kınından sıyrılmış dudaklarıyla hiç durmadan öperek bir sardunyayı öç almayı kurdu hayattan oysa kan, dağlardı yüreğini sardunyanın, kanadı hiç sormamıştı çünkü her intikam saatinde göğe bakan sır vermez yokuşların ser verir yolcularını gitmeli dedi adam kadına bağrına basarak uzun, eski ve soğuk bir geceyi bir roman okudum dersin, kötü sonla biter hani bazıları bazılarının sonu yoktur hatta bir bulut yetse de rüyalarına ayrılıklar yetmediğinde şehrin sahaflarına gemiler demir atsa da bir romandır, sessiz biten, çoğumuzun hayatı değil balkonlarda mahpus bakışların dağlara ağması çözük saçların korosu yekpare yalnızlıktan ve terli bir rençberi boğan susuzluk romanın okunmayacak yarısı bak, bizim bir gecemiz var heba etmek olmaz uzun, eski, soğuk demiştim, ıssız ve yorgundu ayrıca taşra istasyonunda bir ağaç gibidir yorgunluğu uyumuş bir aynaya bakar gibi ıssız gecemiz var, cür’etinle cesedim arasında elveda. Hamiş: Başlık “Yüz Yıllık Yalnızlık”tan |