“Gittin taş atarak denizlerime… ”

gidiyorum ruhum yırtıla yırtıla… elleri sigara külü bir ada­mın dalgınlığıyla düşünerek her şeyi, elleri selpakçı bir ço­cuğun küçücük canı kadar üşüyerek seni, bir çilehanede mum gibi kanayarak soylu acılarımı, korsan adımlarım ve tökezlemiş şarkılarımın nefesiyle burun buruna gelerek, adının başında munfasıl zamirler ve gidiyorum.

kalbimin kıyısına vuran ölgün düşlerle akşam alacası sızıla­rı çekiyorum arka sokaklarına yalnızlığımın sabaha karşı sı­fır dörtlerde sayıkladığım korkular düşüyor dizelerime bir bedevi dalgınlığıyla kırılgan ve ıslak… gidiyorum. gitmeler­le sınanmış aşkları bilmeden ve unutmadan hiçbir şeyi sa­dece unutulmanın bakiyesi saçlarımda ve utanılası yalnız­lıklar seherlerimde… bakmıyorsun kanadığına kalbimin, al­dırmıyorsun şarkılarıma, ses vermiyorsun sesime, belki de bu yüzden yaktım son şiiri de… gidiyorum gölgeli bir yüze düşen nemli bakışlarımı saklıyorum sabahın buğusundan bir çıldırı gibi kalbime damlayan şarkıları sayıkladığım sıfır dörtlerden haykırarak çıkıyorum hayatım ikindisine… artık sığamıyorum kendi kalbime bile, yakışmıyorum bu yüzden sahtekar aydınlıklarına aynıların. şiirin ıslak avlulularında hüzünlü bir şarkıya evrilirken bakışlarım, tarihi geçmiş bir umut olurken yaşamak ve yakılası bir şehre dönerken Üs­küdar suskun bir resme bulanıyor içimde bir küçük kız ço­cuğu… gidiyorum ruhum yırtıla yırtıla.

yalnızlığımın donakaldığı bir vakit kuşatır beni, umudun to­zuna bulanıp yangın olan hayallere sarılırım, özlemekten yeşeren acılarımı doğrarım bir bir. beni acılarını yok eden bir vefasız kılan hayat nikotin ezgile­rimin yaprak uçlarından savurur kı­vam tutmamış yalnızlıklara, özlem utangaç bir serçedir, masumca tüne­diği kalbimi yaralarına başkent ya­par. Ardından bir savruluş daha, tu­fanlarında yetim kaldığım bu şehir, en umulmadık şiirlerin kalbine savu­rur beni. O amansız savruluşta canı­ma mızrap vuran bu deli mısra olu­yor dalgın gözleri. gidiyorum saçla­rımda yangın, ufkumda inanç ve kavga.

Efkârla yoğrulmuş çayımın kıyısına vuran hatıralar ve kadim bir özleyiş­le sessizliğin koridorlarına kondurdu­ğum kum saatinden damlıyorsun gözlerime, beklememin o yıldırıcı çığlığında düşen her kum tanesince, alnıma sızan aydınlıkları yakıyorum, koku, renk, oda, hatıra ve çilenin bileşkesinden derilmiş bir derttir sen­sizlik. Oysa kalbimin burkulmasından saçlarıma doğru savrulan tufan sonrası bir yangından ibarettin. şim­di ise gidiyorum.

zehir zıkkım aşkların tenhasında yi­tirdiğim çocuk yanlarımın ardından her yanıma sinen bu hoyratlığı alnımın kırışıklarına asalı beri öfkeli türküler mırıldanıyorum. Kanımın en kı­zıl damlasıyla ovuyorum yalnızlığı­mın saçlarını, bir gülüş uğruna öldür­düğüm baharların ardındayım. za­ten bitmiş bir şiirin orta yerinde, hıç­kırıklara boğuluşumun ardında sebe­bi malum sabah yağmurları saklı, di­rim ve yitim arasında verilmiş yemin­ler adına delirmek tutkusuyla yüzü­mü geçmişin aynalarına terk ediyo­rum fütursuzca, yüzü eksik bir gen­cin sabaha varmayan karanlıklarındayım. her yanım kararsızlık. eylül çığlıkları yükseliyor ellerimden. veçhesiz acı­ların çarmıhı artık hayal değil.



Bu yazıyı paylaşın