İstiklal Marşı’mızın şairi Mehmet Akif’in bu fani dünyadan göçmesinin üzerinden yarım asır geçmesine rağmen hâlâ dün gibi tartışılması, hakkında kitaplar, makaleler yazılıp, ilmî toplantılar düzenlenmesi, bir çok fikrinin pörsümeden ayakta durup zamanımıza kadar uzanması, bize bir gerçeği düşündürmelidir: Akif, böyle sağlam bir dayanağa nereden sahip olmuş ve -şairlere has söylemek gerekirse- bu güçlü ilham kaynağını nereden bulmuştur? Akif’in fikirlerine çarptırılmadan ve saptırılmadan tutarlı yorumlar getirilebilmesi ve şairimizin daha iyi anlaşılabilmesi için temel fikir bu soruya verilecek doğru cevapta aranabilir. Akif, “Safahat”ın birinci kitabının ilk şiirinin sonunda;
Oku, şayet sana bir hisli yürek lazımsa;
Oku, zira onu yazdım, iki söz yazdımsa,
der. Millî şairimizin şiirinin bu kısmını bir çok yazılarında yorumlayanlar; bu mısraları şairin alçak gönüllüğüne vermiş ve bu çerçevede açıklamağa çalışmışlardır. Belki bunlar doğrudur. Zaten Akif, en güzel meziyetlerin yanında alçak gönüllüğe de sahiptir. Ancak bu şiirin safahat’ın en başa konan şiiri olması ve “oku” kelimesini iki defa tekrarlaması, bize önemli bir gerçeği ister istemez hatırlatmakta ve buradan da Akif’in ilham kaynağının ne olduğu bir mesaj olarak sunulmaktadır. Bilindiği gibi Yaradan’ın Peygamberimiz (SAV)’e ilk vahyi de “oku” diye iner. Akif, ilham kaynağını ilk şiirinde bir mesaj içerisinde sakladığı hâlde, daha sonraki şiirlerinde bunu açıkça ilan etmiştir.
Akif’in çocukluğu Kur’an ahkâmının yaşandığı ve öğretildiği bir aile içerisinde şekillendiğinden, kendisi bu ilahi kelamın toplandığı kitabın şuurlu öğrencisi olmuş, onu hayatının, cemiyetin ve bütün insanlığın tek kurtuluş payandası kabul etmiştir. Dolayısıyla şair Mehmet Akif’in ilham kaynağı da böyle mutlu bir aile atmosferinin, öğrenme iştiyakının zaruri ve istenilen bir neticesi olarak Kur’an olmuştur.
Safahat’ın daha önce ayrı ayrı kitap olan çoğu bölümlerinin bazı şiirleri, şiirlerin başına alınan ayetlerin yorumuna yakın veya şiirin muhtevasında bir ayet ya da hadisin fikri işlenmeye çalışılmıştır. Necla Pekolcay; “Mehmet Akif’in İslâmiyet ile ilgili olmayan şiirlerinin sayılacak kadar az” olduğunu yazar. Çok yerinde bir teşhistir ama bu demek değildir ki Akif’in diğer şiirleri İslâm’dan uzak. Akif’in, İslâmiyetle ilgisi olmadığı ileri sürülen az miktardaki şiirlerinin temel kaynağında, konuyu ele alış tarzında, verilmek istenen mesajda, dolaylı bir şekilde de olsa Kur’an’ın özünden bir şeyler bulunduğu gerçeği saklı olabilmektedir. Akif’in şiirlerini irdelediğimizde bu gerçek anlaşılacaktır.
Kur’an’ın içinde, vicdan ve imanı olanlarca hissedilecek bir ilahi kahramanlık ruhu olduğunu;
Görürsün, hissedersin varsa vicdanınla imanın;
Ne müthiş bir hamaset çarpıyor göğsünde Kur’an’ın,
diye şiirleştiren Akif, Kur’an’ın emirleri ile hemhal, yasaklarına düşmandır. Riyânın her türlüsünü, cehaleti, nemelazımcılığı, dedikoduyu, Kur’an’dan aldığı ilhamla reddeder. Çalışmayı, araştırmayı hararetle tavsiye eder. Bunun için olsa gerek;
İnmemiştir hele Kur’an, bunu hakkıyla bilin,
Ne mezarlıkta okumak, ne de fal bakmak için,
diyerek, Kur’an’ı cehaletleri nedeni ile yanlış anlayanlara, Kur’an’a vakıf biri olarak şuurlu şekilde karşı çıkmıştır. Akif, cemiyet dertlerine yönelirken de hareket odağı olarak Kur’an’ı almıştır.
Bais-i şekva bize hüzn-i umumidir Kemal,
Kendi derdi gönlümün billah gelmez yadına,
diyen Namık Kemal’se de, gerçekten cemiyetin derdini kendi derdi bilen ve onun ızdırapları ile kavrulan Mehmet Akif’tir. Akif, cemiyet meselelerine çare ararken daima gerçekçi, ümitli ve tutarlı tavrın temsilcisidir. Bu açık ve imanlı tavrını yine şiirin birinde, en güzel şekilde vecizeleştirmiştir:
Doğrudan doğruya Kur’an’dan alıp ilhamı
Asrın idrakine söyletmeliyiz İslâm’ı.
Akif’in kendi deyimiyle “Avrupa ayetlerini”, yani Avrupalı ilim adamlarının sözlerini de çok iyi bildiği, hakkında yazı yazanlar ve eser verenler tarafından kaydedilmektedir. Fakat o bunları Batılılaşma heveskarlarına bırakmış, ilhamını sadece ve sadece Kur’an’a dayamıştır. Çünkü Akif’in, yaşarken ve yazarken tek amacı vardır: Cenabı Allah’ın rızasına ve Peygamberimizin (SAV) şefaatine nail olmak. İşte bunun için onun hayatını düzenleyen, yaşayışına ve şairliğine yön veren ilham kaynağı Kur’an’dır.
Nurettin Topçu, “Mehmet Akif” isimli eserinde: “Büyük sanatın renklerine de Kur’an’la dolu ruhunu sonsuzluğa çevirerek dalıyordu. Akif’in ilham perisi ona Kur’an’dan gelmiştir. Akif’in şiirine ilahi temaşanın penceresi Kur’an’la açılmıştır…” diye yazmaktadır.
Gerçekten de Safahat; Akif’in bütün cemiyetin acılarında, ızdıraplarında, ümidinde, üzüntüsünde ve bunlar için çözüm yollarında ömür boyu gözünde taşıdığı Kur’an ilhamının manzum gözlüğünden yansıyanlar değil midir? Bunun için Akif’i anlamaya ve yorumlamaya çalışırken, onun hakkında hükümlerde bulunurken ilham aldığı ilahi kaynağını biz de göz önünde bulundurmak zorundayız. Nitekim Akif’in şiirlerinden, nesirlerinden Kur’an ve hadislere dayananları kaldırdığınız takdirde, Akif’ten ve Safahat’tan geriye ne kalır?