Taşlanmış bir köpek uluyordu içimde
Gecenin esmer dudaklarında kıpır kıpır
Demir raylardan süzülüyordu bir bela treni
Pişmanlığımın terzisi tövbe elbisesini
Aşkın kumaşıyla biçmemişti henüz
Zaman bir gemi gibi kalktı aynalardan
Ben saatimi kaybettim akrepte
Yelkovan o kadar hızlı dönüyordu ki
Koştum koştum yetişemedim
Takvimler alıp başını gitti çoktan şehirden
Elimde dedemden kalan köstekli saat
Koskoca bir hayalin önünde durdum
Bir simitle çay ısmarladım kendime
Dediğin olsun ne yapalım kader
Toprağın kahkaha attığı denizlerden geldim
Suyun ağladığı pınarlardan
Kendi kendini eksik tartan terazilerden
Şarkı söylesem güller açar mı?
Hem çamurdan bir masaldır insan
Gururun sarayında balçıktan bir ülke
Akrepler sokmuş gibi yeryüzünü
Kaderin makasçısı neredesin şimdi
Bir yılan gördüm yolumun üstünde
Tüm cennetten kovulanlar adına
Oturduk allı pullu renklerden konuştuk
Dedim bu kan donduran zehri nasıl yapıyorsun
Yılan ıslık çalar gibi cevap verdi
Karanlıkları ateş ile kaynatıyorum
Ölümün isli lambalarını yakıyor yakıyorum
Ya saatler dedim onlar şimdi nerdedir
Kaç harami kesti yollarını
Kaç deve yüküyle yola çıktı hesap kervanı
Beni bırakıp nereye gidiyorsun ey dünya
Beni çaldığın yerlerde değilim artık
Bir mezar taşı gibi dingin tüm gemiler
Kayıp bir renk gibi duruyor başucumda
Yağmur fırtınaların koynunda uyutulurken
Kaşığın dansı son buldu çay faslı bitti
Göklerin merdiveni değildi kurulan
Ben doğmamış bir güneşi bekliyordum
Oruçlu ağzımla sana yalan mı söyleyeyim
Ben o gün orada ölüyordum