Aşk kuşu, en hazin sonbaharları bir günde yaşıyor şimdi. Minik kanatlarından hızlı çarpan minik yüreği, o cılız bedenini terk etmek ve hızla aradığının peşine düşmek istiyor; tertemiz bir aşkın peşine…
Gözlere ışıltılar saçan bu tüyleri, bu denli hazinleştiren nedir bugün? Bütün acımaları ve yalnızlıkları onun minicik yüreği nasıl taşır? Yıldızlı gecelerin parlaklığında hatıralar nereye kayboldu böyle?
Hepsi ama hepsi, soyu tükenen bir şeyle birlikte kaybolup gitti: Tertemiz ve dokunulmamış bir aşk…
Hayat tek başına gerçekten böylesine hırçın mıdır? İnsan gözü başka gözlerde hülyalara dalmak istemez mi? Sarı, sapsarı benizler ve -aslında balmumu oyuncakları hatırlatan- ölü bedenler, içlerinden hangi iksir çekilip alındı ki bu hale geldiler? Kimse kimseye felaket gecesinin ne zaman yaşandığını sormuyor mu?
Minik aşk kuşu, altın tüylerini saçarak tüm bu soruların hafiyeliğine düştü bugün. Bugün, kutsanmış bir aşk bulunamazsa, Allah bilir, yarın aranmayacak belki de. Aşk kuşu, minik kanatları ile hüzne kulaç atacak ondan sonra. Ondan sonra tüm mumlar titrek yanacak, tüm çiğ damlaları iz dahi bırakmadan kaybolup gidecek ve evet, tüm güzel gözlerdeki pırıltı bir anda silinecek. Aşk kuşu, tüm bunlardan kaçınabilmek için kanat çırpıyor, bu soğuk yağmurlu günde.
Bugün günlerden salıymış, cumartesiymiş, çarşamba belki o yedi belirli addan başka bir şeymiş, önemi var mı? Büyük acıların tarihçesinde aşksız günlerin acıtan buzulluğuna yer var mı?
Yoksa gözyaşları ile sulanmayan her sabah, felaketli bir güne tarla mı?
Hayır, öyle olmamalı. Acılar ve gözyaşları anlamsız boşluklara akmamalı. Tüm gözlerde pırıltılar birikmeli. Birikmeli ki yıldızlar besinsiz kalmasın ve kararmasın ümit saçan gökyüzleri. Ve tabii, eski hüzünlü şarkıların, o taş plaklara kazınmış cızırtıları arasından sızan öyküler, dinleseniz, her bir ses bir hatıradır; öksüz kalmamalı.
Aşk kuşu hep bunlar için uçuyor bugün.
Tertemiz bir aşkın, reklam panolarından yer bulup, tarifini yapmak mümkün müdür?
Ya araya neon ışıkları giriverirse? Ya deterjan reklamlarının ürkütücü parıltısı gözleri kör ederse? Ya, aman Rabbim koru bizi, ya o aşkın tarifinin arasına bir reklam spotu kaçıverirse? Acı ve deste deste gülün mirasçısı gözler bulunmaz mı bu diyarda? Sorsak o gözlere: Anlat bize ey güzel, aşkın bir aşkın temizliği nasıldır, anlat ey güzel, nasıl bir mirastır ki bu herkesi boğar?
Anlat ey güzel…
Bizim diyarımızda böyle bir “ah” duyulmayacak mı artık?
Aşk kuşunun minik kanatları, bakıma muhtaç ve zavallı, bir kış gecesine mi kurban gidecek?
…
Gitmesin…
Tertemiz bir aşk, kirlenmemiş bir sevda için geç mi?
Yüreklere umut salacak, “Yarın her şey vaat edildiği gibi olacak” diye haykıracak o tutku olmazsa ne olur hayatın hali?
Ne olur?
…
Ben biliyorum.
Sapsarı cesetler ordusu kaplar dünyayı, bambaşka gezegenden gelmiş istilacı küstahlığı ile…
Ben biliyorum.
Hayat, solmuş çiçekler kadar hatıralara saygısız oluverir.
Ben biliyorum.
Bir daha asla, ama asla, gözyaşları kutsamaz toprağı.
Biliyorum.
Tertemiz aşkın, tertemiz bir tutkunun ve herkesi,  her şeyi silen ve sadece gayeyi, aşkların en büyüğünü bırakan gözler gülümsemez bir daha bu dünyaya.  Tüm yüzlere hüzün iniverir, bereket çekilir bütün ama bütün tarlalardan.
Balıkların   hepsi   karaya  vurur   bir gecede. Ve tüm yemişler kurtlanır göz açıp kapayıncaya dek.
Sonrası büyük acılarla doludur.
Ben biliyorum.
…
Aşk kuşu,Alsana uzattım ellerimi, kon ve yak benim aciz tenimi.
Ey güzel, ey gülderen… Ver elini..
Aşk kuşunun kanatları gölgesinde,
Kendimi temizlemeye geliyorum,
Kendimi yenilemeye…

Bu yazıyı paylaşın