I.
Arif Nihat Asya’yı, sadece “Bayrak” veya “Fetih Marşı”şairi olarak anlamak doğru bir yaklaşım mıdır, tartışılır. Belki, belirgin olarak -veya ezber- bu iki şiiriyle toplum hafızasında yer etmiş olsa da içsel gel gitleri, trajedileri, öfkesi ve tutumuyla belirginleşen bu özelliklerinin dışında bir yerde durur.
İkinci eşi Servet Hanım’a yazdığı, her biri muhteşem bir “aşk” teorisi sayılabilecek mektuplarında, varoluşu, sevgiyi, acıyı, hüznü, gözyaşını, ayrılığı, kavuşmayı, özlemeyi; yani kısacası, insanı ‘aşk’ın aşkınlığını vurgulayan bütün öğeleri harmanlayan Asya, gerçek aşkın nasıllığını da ortaya koymaya çalışır.
O, soylu bir Mevlevi’dir aynı zamanda; “Yunus öldü deyû sala verirler/ Ölen hayvan imiş, aşıklar ölmez!”düsturuyla “gönüller yapmaya” geldiğini unutmaz.
Arif Nihat Asya, iki kere evlenir. İlk eşi Hatice Semiha Hanım, asil bir aileye mensuptur. Evli kaldıkları süre içinde, İnceğiz köylü Arif Nihat’a tepeden bakan bu kadın, “kocasının yetim ve öksüz büyümesi,yoksul bir aileden gelmesi”ni aile asaletine yakıştıramaz. Reha Uğur ve Kemal Koray isimli çocuklarla mutluluğa dönüşmesi beklenen bu evlilik her şeye rağmen 13 yıl sürer. Yani 1927 yılında İstanbul’da başlayan macera, 1941 yılında Adana’da son bulur.
Asya’nın ikinci evliliği ise tam 35 yıl, yani ölümüne kadar devam eder. “Ne şiirden, ne şöhrettendir/ Mutluluğum Servet’tendir” itirafı, şairin ilk evliliğinden sonra kavuştuğu mutluluğun ve onu mutlu kılan sevgilinin verdiği cesaretin dile gelmesidir.
Daha ilk eşinden boşanmamışken, 1 Aralık 1939 yılında tanıştığı Servet Akdoğan’a tutulan Arif Nihat Asya, hiç hesapta olmayan bu aşk karşısında farklı bir insan olup çıkmış, mektuplarında da görüldüğü gibi adeta yeniden doğmuştur.
Büyük acılar çekmiştir bu aşkını ispat edinceye kadar. Bedeller ödemiştir. Her biri birer şaheser olan mektuplarında bu acının izlerini görmek mümkün. Ürkek, çekingen ve kararsız sevgilisini ikna edebilmek için şairaneliğin bütün gücünü kullanmayı dener. Zaman zaman yalvarır, bazen de şiirle ifade eder duygularını.
11.mektubunda şöyle seslenir sevgilisine:
“Birgün gelecek, beyaz tüller içinde bir kız, adı A ile başlayan A ile biten erkeğinin kollarında, onun götürdüğü yere gidecek. Bu kızı ve bu erkeği tanıdın değil mi Servet’im? Ve sen de onları eş görmek istiyorsun değil mi? Yum gözlerini o büyük beraberliği düşün!”
22. mektupta ise şiirden medet umar şair:
“Bardaktan seni içmek
Seni teneffüs etmek havada…
Dolaşmak, dolaşmak hep sana dönmek
Seni bulmak yuvada.
Yolumuzda aylar, yıllar
Basamak basamak
Basamakların çıkamadığı yere
Kanatlarınla çıkmak
Baharı yollamak yollara
Alıkoymak bir Nisan tadını
Dışarda herkes gibi seslenmek sana
Ve koyunda söylemek asıl adını”
12.06.1940 tarihinde kaleme aldığı ilk mektuptan sonraki günler ve aylarda yazdığı mektuplarda ağır sitemler (Artık anlıyorum, emanetlerimi vermeyeceksin. Şeytanın emri, seni sevenin ricalarına ağır bastı. Onlar, bir gün dudakları dudaklarıma değmiş, bir gün kolları sende kavuşabilmiş, ömründe bu kadarcık bahtiyar olabilmiş bir adamın sana mirası olacaktı… Onları vermemek hayra alamet değildir. Onları sana helâl etmediğimi tekrar söylerim. Sakla kızım! Sakla!), bazen de coşkun bir ses belirir (Bana yeisten, ümitsizlikten uyuyamadığım gecelerden sonra, sevinçten uyuyamadığım geceler getirdin. Seven bir insandım. Seven ve sevilen bir insan oldum. Mes’udum! Sana bu saadetin şükranlarıyla geliyorum)
II.
Servet Hanım, liseye bisikletle gidip gelen, ceketinin orası-burası sökük, paçaları lif lif dökülmüş pantolonuyla, bir öğretmenden başka her şeye benzeyen bu garip adamın yazdığı mektuplarla ilgili olarak şunları söylüyor:
“Arif Nihat, artık kendi duyguları için yanıma sokuluyor, gerçekten çok güzel, çok ince, çok şiir yüklü cümlelerle konuşuyordu. Bana zarif mektuplar yazıp getiriyor veya yolluyordu. Aradan işte 35 yıl geçmesine rağmen onları hâlâ saklıyorum. Hayattayken iznimi almış, o güzelim mektupları yayınlamayı düşünmüştü. Kitaba: Sevgi Mektupları ismini koyacağını söylemişti. Zaman geçtikçe, Arif’in zekasına, nüktedanlığına, şiirlerine hayranlığım artıyordu. Soyadını çok seviyordum.”
Mektuplarında Servet, Yuvam Servet, Güzel Kızım, Her şeyim Kadınım, Mert Kadınım, S.A.! gibi ithaflar kullanan Arif Nihat Asya, evlendikten sonra kaleme aldığı mektuplarında da aşktan coşmuş bir ırmak gibi akmaktadır.
71. mektubunda şunları söyler:
“… Şu dünyada bir evim yoktur; fakat olacak ve ocağında ateş takdis edilecektir. Promete’nin ateşi Promete’nin olacak. Asya’nın ateşi Asya’nın kalacaktır. Yerler gökler paylaşıldığı gün, bana sarışın bir vatan düştü; vatanındır.Kainatın efendisi için naat adadım, yazılacak ve okunacaktır.”
Sevgilisine kavuştuktan sonra “Seccaden kumlardı…” diye başlayan ve tam 199 mısradan oluşan muhteşem “Naatına imza atarak adağını yerine getirir.
III.
Arif Nihat Asya, kendisine Fırat ve Murat ismini veren iki çocuğunun annesi Servet’i çok sevdi. Öyle sevdi ki, eşinin, kendisinde kusur olarak gördüğü şeyleri bile görmezden geldi.
Şu satırlar, yaşadığı aşkın büyüklüğü ve bugün yaşananların cılızlığını ve sefaletini yorumlamak bakımından dikkat çekicidir:
“Şu bir buçuk senelik hayatım bir dualar kitabıdır. İkimizi de ağlatacak acıklı yerleri vardır. Bilirsin Servet. Bana artık, güzel yüzünden gülümsemenin yayıldığı günler, saçlarının bakmaya, okşamaya doyamadığım, dilediğim kadar öpmeye kıyamadığım tel tel sarısıyla altınlaşan güzel mevsimler getir…”
“Çok özledim seni canım. Hep seni düşünüyorum. Diyorum ki: Burada oturmuştu. Burada gezmişti. Burada eğilmiş bir şey yazmıştı. Şurada kokusunu göğsüme öyle doldurmuştum ki hâlâ çıkmadı ve çıkmayacak. Ve şurada bileklerinden yakalamıştım. Nasıl da çırpınmıştı. Şurada sararmış benzi ve dağınık saçlarıyla kendisini bırakıvermişti ve bir dakika dinlenmişti. Hakkı vardı; onu yormuştum…”
“Beni sevginde nasıl temin ettinse sevgimizin resmi cephelerinde öylece temin etmeyi sevginden, şefkatinden ve bana düşen işlerde bana salahiyet vermeni, yüzümü yüzüne sürerek rica ederim Servet’im”
Sözün özü şu: Arif Nihat Asya, Türk milletinin üstün niteliklerini övdüğü hamasi şiirleri, hitabet havası taşıyan metinleri kadar, gerçek aşkın kıyılarında dolaşan kararsız mecnunlara da kılavuzluk eder. Yavuz Bülent Bakiler tarafından “Sevgi Mektupları” isimli kitapta toplanan Asya’nın eşi Servet Hanım’a yazdığı mektuplar bu cümleden olarak yeniden ve yine okunmalıdır…
Sevgi Mektupları’ndan alıntı
I. Mektup’tan
Küçük maceralarım bitti Servet, büyüğü başladı, başlamış bulunuyor. Senin için de böyle mi? İçinde yaşadığımız günü, bir bayram arefesi ve yarım bir bayram yapmak elindedir. Sen bir nişanlı bıraktın, ben iki. Bununla övünmüyorum. Senin için on tanesi bırakılabilir. Ve daha neler bırakılacağını bilirsin ki mes’ulü hadiselerdir…Senin yüzünle, tebessümünle ve sıcağınla beslenerek yaşayabileceğim. Yaşatmak istemez misin? (12.VI.1940)
11.Mektup’tan
Güzel kızım benim, mert kadınım benim; mukadderat, adını adımın yanına koymakla en güzel işi yapmış oldu. Bununla iftihar ediyorum. Mânâsız sözler söylemek için açılmış ağızlar da nihayet, “birbirlerine yakışıyorlar” demeye mecbur olacak, göreceksin… Oh Servet, seni sevmekle ne kadar iyi etmişim. Çok üzüldüm. Büyük sarsıntılar geçirdim. Bunların mükafatını göreceğime artık inanıyorum Servet. Sen de inan ki şarkının söylediği doğrudur; doğru kalacaktır. Çözemeyecekler, ayıramayacaklar ve yazına yazık olmayacak. (4.VIII. 1940)
21. Mektup’tan
Buhran içindeyim Servet, bitiyorum. Bu çırpınışa bu eriyişe tahammülüm kalmadı artık. Allah’ın verdiği canı iade etmeye karar verdim. Sen beni sevmiyorsun, fakat belki sadece benim tarafımdan bu kadar sevilmek sana fena gelmiyor, işte o kadar… Mektuplarım sende hatıra kalsın. Kaybetme. Günün birinde onlar kıymetlenebilir. Ben onları şimdiden kıymetli buluyorum. İçlerinde sen varsın. Onlar dünyanın belki en güzel değil fakat en içli ve en içten sevgi mektuplarıydı… (27-28.VI-11.1940)
48. Mektup
Arayacaktın, aramadın; gelecektin, gelmedin kadınım. “Hastanı bırak da gel” demeye dilim varmaz. Fakat hastan bir değil kadınım. (26-27.111.1941)
96. Mektup
Servet, Fırat, Murat, benim aziz yavrularım. Gözümde tütüyorsunuz. Sofrada, yatakta, sokakta sizi arıyorum. Gözümün aynasında sizi saklıyor, gözlerimi yumunca sizi görüyorum. Hatıralarınızdan, seslerinizden, saçlarınızdan, kirpiklerinizden öptüğüm günler ve geceler ince bir tül, ipek bir kumaş yumuşaklığıyla sizsiniz. Yüzünüze, gözünüze, sesinize, sözünüze ihtiyacım var. Beni çağırınız, bana sesleniniz; kucaklar, öper, bağrıma basar, kalbime kilitlerim sizi. Buradakilerin hepsinin selamı var. (13.111.1951)
ASYA’NIN BİR ŞİİRİ
Yollar
Varsın biraz da yollar çeksin benim cefâmı
Artık verin çocuklar, artık verin asâmı!
Bir başka kâinata, bir başka yurda yol var;
Siz örtünün garipler siz örtünün abamı!
Yorgun düşüp uzandım altında asümanın;
Gölgende buldum ey dal bir anne ihtimamı.
Şahane manzaraydı dünya sınırlarında
Bir kubbenin rüku’u, bir zirvenin kıyamı.
Yükseklerinde ömrün dağlar, sular kovuklar:
Yükseklerin diliyle tekrar edin nidâmı!
Dağlar lisâna geldi, gökler lisâna geldi;
Şerh oldu Mesnevi’den yıldız
Şerh oldu Mesnevi’den yıldızların kelâmı.
Şeffaf mavinizden abdest alıp el açtım
Artık yakındayım, ey gökler, duyun duamı!