Abdülbaki Kömür

Kudüs

Hüzünlüsün biliyorum Parıltısı yok eskisi gibi, altın rengi kubbelerinin Ki hüzmeleri sürur verirdi Azametinden kem gözler ya hırsından çıldırır Ya korkudan erirdi Böyle durma Kırgın Küskün Ve uzak Sen mahzunsan tüm şehirleri mahzun dünyanın Haysiyeti mualla şehir Topla yeryüzüne dağılmış…

Kurban

Siz nerden bileceksiniz Can telaşına düşmüş koyunların Kırmızıdan anladıklarını Hep ıslık çalarak mı avutursunuz gönlünüzü Dünyayla nedir bağınız Kaça satarsınız konforunuzu Pekâlâ, kim çıkaracak sizi kuyudan Yusuf dilinden anlar mısınız? Yoksa rüya tabircilerine mi inanırsınız Ya da hayat sizin için…

A-Taş

Hep yalnız, hep tenhadır gülüşlerim aynada Hep aykırı durur nedense Konuşsam ayrılık kokar cümlelerim Sussam ayrılık Eski hatıralarımı depreştirir soframdaki zeytin Esmer ve kekre Eşgali belirlenmemiş hüzünleri çağırır müezzin Ne zaman güneye dönsem Takvimler kanamaya başlar Yavaştan yavaştan Vay benim…

İstiridye

Alnımdaki çizgilere, gizli bir vakar nakşediyor Gördüğüm ve yaşadığım hayat Yoksul değilim, ne de varlıklı Orta yolda sıradan bir gezgin Lâkin han değişik, hancı değişik, bezirgan başka Leke sürüldüğünde şahit oldum İnsanlığın bekaretine Utanç heykelleri dikildiğine Tutulan defterlere… Ayağımıza dolaşan…