İhsan Aktaş

Isfahan Geceleri

Gece kendisiyle söyleşiyordu Selvi, naz, gülistan, bağ, bağban Bitimsiz rüyamı örmüş Isfahan Elinde divitiyle Hüner ehline göründü Şirin Meydan şah cihan Kalbi notalarla örülmüş şah Ve sanatkarları Bin hünerde Şirin’i tasvir ettiler Gözyaşları nehir ve gece kan Revaklı köprüler çatıldı…

Veda

son mermisini de havaya sıktı Filistin’e veda eden savaşçı ben gidiyorum avazımı dağlarda bırakarak hafızası yorgun şehrin ufuklarından hiçbir martı geçmedi kalbim dururken geceden gemiler halatlarını kopardı bir bir Pera’nın puslu sokaklarında vuslat hummaları çekilir yooo! erişmek arzusunda değilim ustalarımdan…

Didar

Yar hüznünü ben esirgeyince Birden hayalimden çekildi sular Hazan dağlarımda tufan kopunca Gözlerime girmez oldu uykular Hey dalgalar bir gün beni de alın Güneş yolu çatan ustaların yanına Etten kemikten ayrıldım yollarım ırak Ezelden acı bir köz düşmüş içime

Ellerin

Deniz coşkun yürek niye durgun korkum ezelden gelir habersiz dünya olup bitenden kımılda hayat veren ellerden bir tas su gibi berrak solgun yüzünü sis vurmuş şehir sabisi bekle şafakta ne var

Hüzzam Makamında

Ne zaman kan aktı kum saatinden Kadim hummalara tutuldu lale Hasretin zehrini içine dökmüş Bülbülü sevdanın vuslatı nale Akşamın makamı hüzzam olunca Ceylan ürkekliği siner gülnare Çamlıca baharı erguvan kokar Dolunay geceye düşürür hale Rüzgâr gül kokan diyare gittim Yine…