Mehmet Aycı

Kan Şiir

–Mısır’da darbeye direnenlere- Uçabilse gökyüzü mavi Uçabilse çiçekli dallar İçiyor o serçenin yarasından Kan sızan gagası bir çeşme Daha bir güçlenmek için O ilk şaşkınlık silinmiş O karganın gömme ayini Unutturmuş izini gittikçe Yüreklerinde sargılar çelik Sürüyor gönüllü kahillikleri Öldürmek…

Dam

Ben yaza giriyorum yakamda siyah bir gül Taze bir dünya diye yazıya giriyorum İster ellerimde dur ister yazıya dökül Değişmez seni bana verdikçe zaman ve kum Herkes cama çıkıyor yağmurun güzelliği Yahut ayak seslerim bir gök dolusu merak Oysa yalnız…

Haber

Sabırsız bekliyorum cümle kapılarında Ruhuma açılmıyor bana akan ırmaklar Çatlayacak bir sabrı var mı kapıların da? Diyorum; dudağımı ölüm gülerek kapar Sonra, şiirim ayna; ona düşen ışıktan Birkaç aşina gönül yarım sayfalar okur Diyorum; sıyrılmak zor bu acı sarmaşıktan Yarın…

Savaş Hazırlıkları

Bu kaçıncı itiraz, artık sıradanlaştı Bu kaçıncı şiirdir tel örgülerde kalan Vade mi tamamlandı, arz-ı mevud mu taştı Kalbim mi dökülüyor yoksa parmaklarımdan Kalbim mi dökülüyor Kerbela toprağından Bir acı pınarına, bir nöbetçi yıldıza Beni bir aşk çekiyor; yarı kader…

The End Of The Hıstory

Tarih denilen çocuğun ekşi yüzünde çalık Kara dinli çaşıtlar çok öptüğü içindir Sonra gözleri çekik çekirge kalabalık Senin akşam hayalin biraz Türk çokça Çin’dir Tarihin sonu geldi, çöpe atıldı kundak Tahta kılıcı ile bıraktık Mehdi’yi de Bu çelimsiz yavruyu yeniden…

Zeval

her gün bir dağ büyütürüm acının kundağında dağları tutuşturur, yaktığım ateşlere yanarak çağırırım esmer büyücüleri o zaman gizli kalan anlaşılır ne varsa yakaran dudağımda beyaz el, beyaz asa Musa, ey Musa! dağlansam da varamam senin vardığın yere bekleme, tahrif olmayan…