Reşit Güngör Kalkan

Ömrümüz Eylül Arası

Eskiyen, eskiyi hatırlatan, daha doğrusu sâzendelik faslından taksimler geçen hânende mevsimlerin hastasıyım ben. Hele de pas tutmuşsam (belki de paslanmışsam deme­liydim) ağrılı, neftî ve hercâi taraflarım batmaya, kanatmaya başlamışsa kısmet tutmaz tabiatımı; işte o zaman katran türkülerin ve aşk kakmalı…

Temmuz Bildirisi

-Murat Soyak’a, ömrümüzün bildirilerini sıralayarak… – Kargılanmış günlerin hemen ertesinde geldi o peryavşan kokan mektubun. Bulvarlarda yazıların solduğu, kılıçların kınında paslanan bir mevsimin hemen ertesinde ve bütün sevdiğim kentleri dolaş­tıktan sonra geldi. Ne çektiğim bukleli kahır, ne enfeksiyon kaptırdığım yara,…

Adım Şimdi Kış

-I- Şimdi kış. Şimdi sardalye kokulu tezgahların, incinmişler katındaki romanla­rın, safi siftah sevincini anımsatan geceye sinmiş karlı bir şehir fotoğrafıdır bütün albümler. Mevsimleri beyaza çeviren ılık, nazenin tüt­sülerden geriye adımızı, sokağımızı, soframızı kanatlandıran telaş, döşümüzde asılı hevenk; büsbütün koparmaktadır resimlerin…

Bütün Sevmelerim Hüzzam

O, kırlangıç sayfalarına karıştı bütün bütün. Uzun bir kış öncesinin yakılacak kitaplarını yaşadı bilmeden, fena halde buruk. Kaza­ğının, kolalanmış gömleğinin, nevresimi kararmış yatağının yalın kanaviçelerine geçirdi çinide biriken içini. Kitaplarına sokuldu hep­ten, kırılan kalbinin kırıklarına aldırmadan geçti akasya sokağının yağmurlu…

Ölüm Gibi Bir Masal Anlat!

Ben haritaların en kutsal renkleriyle uçtum! Yeşil yeşil bir yağmur yağıyordu, bahara doğru bir zamandı. Vadilerin, uçurumların, kayalıkların arasından bir ne­hir gibi aktım. Yakındı sırlarımı ateşe atmanın batıllığı ve hazin gitarların ilahilerinden kestim söz uçlarının hünerli kelimelerini. Deliliklerimin ortasından sıyırdım…

O Mevsimsiz Aşk Şarkıları

Gittiler ve en derin sükutuna tutundular zamanın! Bazen durgun suya bırakılan unutulmuş takvim yapraklarını çekiyorum ömürden.Sıra sıra, dizi dizi evhamlar, şüphelere, bulanık suretlere düşen tarih, gün ay arasından karşılanıyor ‘nalçasız’ güneş söğütleri… Mevsimini unutmuş gülüşlerin, billur çağıltılarıyla dökülen inci tanelerinin…

İcat Çıkarma!

Aslına bakarsanız yeninin karşısında, uyumsuzların hasmı hiç de annelerimiz değildi. O mavi bereket yıllarında duran çocukluk merakı, kalibresi yüksek uçarılığın peşi sıra sürüklenen hâlimiz arasında, annelerimizi perperişan etti de sindiğimiz duvar dibinde kuş kokan avuçlarımızı en fazla annelerimizden sakladık. Kuş…

Tespihi Mercan Bir Can; Dede

Şimdi ‘eski toprak’ desem birileri kızacak ya, yine de toprağın eskisinin şimdiki dediğim birilerince fark edilmiş olmasından son derece hoşnutum. Nasıl olduğu yeterince belli olmamakla birlikte suçu bütün bütün ecele yükleyerek işin içinden çıkmanın pek kolay olduğu tarihlerde, hastalıkların adını…

Beklenen Bir Düşse Aşkların…

Bekledim. Düşen bir yaprağa tutunmuş füsunkar damlalar gibi, gecikmiş umutları, düş sağanaklarına sinen sokakların ruhuna ekler gibi; yeniden çoğalan ateş bahçelerinde yalınkat İbrahim gibi, bekledim. Zamanı değildi belki, belki aşkın binbir renkli tebessümlerini unutmuştum kalbinde, ölümün en güzel tedirginliğini giyinmişken…

Gelin Ey Fatihalar,Yasinler

Deli eder insanı bu gece, bu yıldızlar, bu koku, Bu tepeden tırnağa çiçek açmış ağaç. Orhan Veli Kanık Arif Nihat Asya’nın kristalize ederek bizlere ulaştırdığı mısralara aşık olmamak mümkün değil. Kandillerin geceyi uzatarak aydınlık bir sofradan bir bereket tadında sunduğu…