A.Vahap Dağkılıç

Alnımızdaki Uçurum

Karanlıkta kalmış öksüz bir sonbahar diliyle, beni sormuşsunuz.Etek uçları yanık,eski mahallemizde. “Yıllar önce taşındı” demişler. “Nereye? “diye sormuşsunuz. İsmini hatırlamamışlar. “Bir genç kızın aşkına” diye cevaplamışlar. Yağmur düşmüş içinizdeki hasretin mezar taşlarına. Islanmışsınız. Yanık bir rüzgar esmiş,mah yüzünüzden. Yürek yorgunluğuna…

Gül Ömürlü Hayat

Şafak yürüyüşlerim var aynalara Bir elimde gönül mahzenimde yıllanan bakışların Diğerinde sana sakladığım papatyada Aslı kokun Boşa çıkan yorgunluk Ve Mor menekşe terkisindeki hüznüm Her seher beyaz bir gül düşüyor Sevginin kaybolan enkaz kalıntılarına Unutuluyor temiz sayfalardaki hükümler Yağıyor azap…

Bir Ah Tuttum İçimde

Yüreğimdeki isyanın çığlıklarına inat, Senden ayrı kalmak istedim bugün. Hayalinden gelecek tüm soluklara karşı, Koydum barikatları gönlümün kıyısına. Sana ait tüm sesleri indirdim çerçevesiyle duvardan, Düşüldü kayıtlardan sevdan. Gitmedim sahile, bakmadım dalgalara, Dinlemedim içli şarkıları. Aklar düştü hıçkırıklara, Geçti ayrılığın…

Bulutların Rahmine Dokun

Gülüşüne mil çekilmiş bir avlu soğukluğuyla Pusuya düşürülmüş renklerime dokun, henüz vurulmayan Kadehlere boşalan bir sarhoşluk ve yarım kalan öfkeler adına Katıksız mekanlarda büyüttüğümüz kefen giymiş susmalarıma Bordo ojelerin sunduğu kadınlığa ve alnımızdaki susam kokusuna Eli kulağında ağlamalarıma ve üzerine…

Soluk Sermin Meltemi

Hüznü yüklen bu gece, Gözlerinin perde aralığı tebessümünde vurulan, Gönlümü alıp, Birazdan gideceğim. Yitecek griye tutsak günlerim, Bir şarkı bırakacağım sana, söyleyemediğim… Her nağmesinde bir çöl busesi konacak güvercin yalnızlığına, Azad olacak tutsak yanlarım, Bir kandil akşamına değecek gamzen, seni…