Gözlerimin beyazına sakladığım sevgin, önce göğün berrak mavisine karıştı. Bulutlar kollarıyla sarmaladılar ve daha da yükseğe taşıdılar onu. Sonra en yüceye ulaştı, ardından aştı maviliği ve yeniden benim gönlüme yağdı. Tıpkı ılık bir yaz yağmuru gibi…
Kanatları tülden ince, gün doğumunun kızıllığı gergefe işlenir gibi işlenmiş minik gövdene. Gecenin sakinliği, mehtabın dolunay renkli suskunluğu bulanmış, masumluğun taht kurduğu kirpiklerine.
Cennet kokuyor şimdi taze çiçek açmış bakışların. Kirpiklerinin titreyişinde cennet yapraklarının nazlı salınışı var. Dudakların, ayak değmemiş, yağmurun aşkına yandığı gelincik tarlası sanki.
Gözlerim gözlerine düşünce, ölümüne bir mutluluk göz kırpıyor içimin yalnızlığına. Gülüşünün derinliğinde kayboluyor sana dokunuşlarım. Saçlarını okşayışım, güneşi getiriyor avuçlarıma. Hilalin bakmaya kıyamadığı yaz gecelerini getiriyor parmaklarımın ucuna. Ve kuş sesleriyle uyanan bir seheri getiriyor ellerime.
İlk gördüğümde seni, gelip geçen iklimler baharı karar kıldı kalbimde. Bakınca çehrene, içimde iki mavi deniz kavuştu birbirine beyaz semanın altında ve yağmur yerine, kar yerine gül yaprakları yağdı, melteme dokunan sakin dalgalarımın üzerine.
Onsuz hayatımı hiç yaşamamış saydığım, gecenin kül rengine boyanmış ıslak bakışlarımda varlığı titreyen minik bir kelebek kondu bağrıma. İlk göğsüme yasladığımda, üşüyen kalp atışları benim kalp atışlarım oldu sanki. Aldığı her nefes dünyayı yeniden keşfedişim, gözümde düğümlenen her bakışı dünyaya yeniden gelişim oldu.
Ağlıyordu. Sesi bir rüya diyarından yükselen, gonca yapraklarının rüzgara yazdığı şarkıydı sanki. Kulağımın duyduğu en güzel nağmeydi.
Uykusunda alımlı şahlanışı vardı, gözbebeklerinin gölgesine düşmüş sevgi tomurcuklarının. Sesinin güzelliği, sabah açan çiçeklere okuduğum sevgi öykülerinin yapraklarından duyulan yankısıydı.
Kollarıma aldım bedenini. Parmakları kayboldu avuçlarımda. Teninin sıcaklığı gönlümün sıcaklığına karıştı. Yaz geliverdi birden. Kışın en beyaz gecesinde… Dışarıda kar diz boyuyken. Oysa kışa daha çok vardı gönlümde. Odamın penceresinden yapraksız dallar bakıyordu bana. Ve puslu, karlı dağlar. Gönlümün penceresinden ise leylaklar uzanıyordu içeri. Kelebeklerin biri konarken çiçeklenmiş erik ağacının dallarına, öteki kalkıyordu. Geceydi duyduğum. Ama ay binlerce güneş olmuştu sanki. Ömrümün en gündüz gecesiydi o gece. En sıcak kışı ve en uzun gecesi…
İçimde bir çağlayan gibi coşan sevgi, dalgalı fırtınalı bir deniz, şimdi sakin bir liman buldu kendine. Duruldu. İçinde çiçek açacak bir yüreğe aktı sessizce. Artık içimde taşıyamadığı binlerce sevgi tohumu, büyüyecek bir sıcak toprak bulmuşlardı kendilerine. Minicikti ama büyüyecekti.Ufacık yanağına bin nazla bıraktığım buse, dudaklarımın pembe gül yapraklarına usulca dokunuşu oldu. O zaman öyle bir gül hayat buldu ki dudaklarımda, her bir yaprağı bir renk, her bir renk bin yıllık bir özlemin gizemini taşır kokusunda. Her koku bekleyişimin saniyelerini sayar kendince.
Geçmişimin, geleceğime el uzatışı oldu kucağıma dokunuşu. Sarılışım ona ömrümün bütün nefes alışlarının bedeli oldu.
On sekiz yıl açmayan bir tomurcuğu seyrettim. Hep duamın gözyaşlarıyla ıslattım yapraklarını. Gecenin sabaha uzanan kollarındayken uyanıktım. Gönlümde dev dalgalar gibi duramayan sevginin, bir gece minik bir kalp atışıyla durulmasını istedim. İçimde dualarımın yıllar yılı beslediği çiçeğim açtı. Yaşadığım en güzel gecenin mavi halesine doğru. Şimdi gecenin sabaha uzanan kollarında yine uyanığım. Yüreğime yağan bu yaz yağmuruna şükür için…
Bir minik beyaz çiçek yılları aştı önce sonsuz sevgimde, sonra hasretimin rengine boyadığım gecelerde var oldu. Sonra benim bedenimde ve kalbimde var oldu. Şimdi sabaha ermiş gecelerde avuçlarıma yağan umut damlalarında ve onu bana nasip edene, avuçlarımdan yükselen şükrün beyazlığında yaşıyor.