Yaşanılası dünya, şaşılası bir dünya haline çevrildi. Dünyayı bu hale çeviren kuşkusuz bizatihi insanın kendisidir. Sonuçta bireysel başarısızlıklar ve bireysel ahlaksızlıklar toplum bireylerinin tümüne sirayet etti. Dolayısıyla dünya sahnesinde oynanan oyunlar fiziksel temasların, maddi çıkarların ve birbirlerine oynanan oyunların haritalarıyla dolup taşmaktadır.
Dünya sahnesinde oyunlarını oynayan insanların günün birinde Molla Kasımlar’ca sorgulanabileceği toplumsal uslarımızdan çoktandır çekip gitmiş durumdadır. Sırt sırta verebilenlerin, sırlarını paylaşabilenlerin, sevdalarını yaşayabilenlerin de giderek kendi kuytu köşelerine sessizce çekiliverdiklerini izlemekteyiz.
Ruhlarımızın şölenlerine, gönüllerimizin bayramlarına yeniden dönmek için çabalamalıyız. Dünya sahnesinde oynadığımız oyunların kendi hayatımız olduğunu bilmeliyiz. Oyuncularının da bizatihi insanın kendisi olduğunun şuuruna varmalıyız.
Şair Murat Kapkıner ‘hep yalancı ve sahte aristokrasi kurduk içimizde’ diyor. Yaşadığımız hayat gerçekse, gerçek olan rollerimizi oynamalıyız. Sahteliklerden, bayağılıklardan, vurdumduymazlıklardan, nemelazımcılıklardan kurtulmalıyız. Bize ait olan, bizim diyebileceğimiz bir medeniyetimiz olsun. Kültürümüz, tiyatromuz, sinemamız, şiirimiz, resmimiz, mimarimiz, romanımız, hikâyemiz, masalımız dahası anlatılacak hayatımız ve anılarımız olsun. Sahte, çirkin ve yabancı olmayan. Hep yerli olan ve hep yerli kalan.
Belirlemeye çalıştığımız dünya sahnesi; sahnede oynanan oyunlar ve bizim oyunculuğumuz; bütün bunlar bireysel manada insanın sorumluluklarıdır. Sorumluluk duygusu insanı frenler ve disipline eder. Yüzyıllar öncesinden akıp duran kültür, inanç, sanat ve medeniyet geleneğine ihanetsiz bir yaşamı, bir anlayışı belgelemektir insanın ödevi. Biricik ödevimiz budur. Bu ödevde tevazu, doğruluk ve vefalı olmak vardır. Güzel ahlak sahibi olmak vardır. Geçmişi bu güne taşıma ve bu günü de geleceğe bırakma belirgin bir anlayışın işaretidir. Önden gidenlere karşı takınılacak tavır onları hayırla anmaktır. Onların hizmetlerinden güzel olanları, hayırlı olanları, örnek olanları arayıp bularak gündeme taşımak bir gelenektir. Dahası inanmış olmanın ayrıcalığıdır. Olur olmaz yerlerde ve zamanlarda kimliğimize, kişiliğimize, inancımıza, ahlakımıza, edebimize aykırı düşecek sözlerden, tavırlardan ve yazılı belgelerden kaçınmalı diye düşünmekteyiz. Ayıpları, günahları gizlemek ve örtmek belirtilmiştir bize. Rastgele mekanlarda ve zamanlarda zanna sebep olabilecek tavırlardan ve davranışlardan bile kaçınılması gerektiğini öğreniyoruz.
Demek oluyor ki dünya büyük bir sahnedir ve bu sahnede yer alan oyuncular bizleriz. Bizlere verilen oyun metinlerine dikkat etmeliyiz. Bu anlamda güzel sanatların, edebi ürünlerin estetik boyutlarının bizlere çok şeyler kazandırdığını yinelemeliyiz. Bir bilinci, bir kültürü, bir şiiri, bir acıyı, bir sevinci, bir dünyayı, bir çocuğu, bir çiçeği, bir coğrafyayı dahası bir hayatı yaşıyoruz. Belirlenmiş bir dünyada belirlenmiş bir zamanı yaşarken kayıtlarımıza düşürdüklerimizin sorgusunun kolay olması için çabalıyoruz.
Öyleyse her birerlerimiz için vefayı, sevdayı, muhabbeti, doğruluğu, güzelliği, erdemi bulabileceğimiz yarınlar dilemeliyiz. Bu anlamda ‘Ay Vakti’; umudun, sevdanın, muhabbetin, kaynaşmanın, dayanışmanın ve buluşmanın adıdır. İlkbahar gibi taptaze, ilkbahar gibi sımsıcak ve ilkbahar gibi umutla…