Çarpılıyorum hakikatler eşiğinde

Kızıl kentin sarı ışıklarına

Cellât yürekler tutamıyor kanlı ellerimi

Meçhul diyorlar girdabıma

Gökyüzü hakikatleri titretiyor kalbimi

Tutunduğum her dal kanattı bileklerimi

Hangi hayale uyandımsa heyula

Hangi şehirden geçtimse kerbela

Her istasyon son bekçisini öldürmüş

Her şairin kalemi kırılmış

Ölüm garında beklenirmiş ölümsüzlük treni

Aşk sancısı ruhumu sarınca anladım

Aşkın saltanatıdır

Çöllerin savruluşundaki vurgunlar

Kızıl bir kent akşamında

Mecnunların kanını içtiğimden beri

Kum fırtınaları kopuyor içimde

Leylalar yalan düştükçe

Leylalar şahı sancıtıyor ruhumu

Gökyüzüne çizilmiyor

Kumların kanıma akışı

Bir şairin kelimeler gemisini yakması

Kâğıtlara yazılmıyor

Gökyüzüne uzatıyorum kanlı ellerimi

Yolların bitmezliğinden usanmışım

Ey ulu kutlu köşeler tahtı

Tutunda çekin beni

Burada kaldıkça dibe batıyorum

Bu yazıyı paylaşın