| kırmızı bir isyandı çocukluğum bütün sokaklarında çamurlu yarınlar kuş tüylü dualar olurdu başucumda ay çıkar, her tel saçıma bir yıldız dökülürdü her akşam. yıldızlar ki kaygısız geceler ki utangaç, mahcûb göz bebeklerimde göç başlardı ve susardı şehrâzât çocukluğum. gönlümün toprak gibi susadığı âşikâr toprak ki Âdem’in tînidir kırdım aklımın son kadehini mâziye selâm, muştular geleceğe fetret devridir yüzümüze kapanan kapılar. düşerdi hiç solmayan baharlar kıvırcık düşlerime susuz gözyaşı mağaraları açılır ve yaşanırdı aydınlık çağda İrem bağları. kasvetli devirde bitmeyen masallar cennet barınağı bir annenin kucağında meltemlerle yayılır amber kokulu inşirâh. işitir mi gözlerimin bestesini beyaz güvercinler gök kapılarının kapanmadığı âşikâr yağmurlarla boyanacak yeryüzü çiğdemler açacak, hatmîler buhur-u meryem, hüsn-ü yûsuf elvân elvân çiçekler… belki yakından belki biraz uzaktan, mağribten, dünyânın kalbinden işiteceğiz, göreceğiz kördüğümlerin infilâkını. elleriyle göğsümüzü yıkayan güneşler diyârında başka sabahtır; fecr-i sâdıktır nârâ ve nidâ yere inen yağmurlar artık gök kubbenin serenâtıdır iklim değişti, mevsim kışta bahar kelebekler mes’ûd, kuşlar mes’ûd köhne cihânda nûr sevinin, ölümle tanıştı ihtiyar çınar. |