İnsan; dil ve düşünce ile görünür görünmez kentler kurar. Onları yükseltir, güzellik anlayışına göre süsler, biçimlendirir. Ya da tam tersini yapar, mamur kılmak yerine, harabeye çevirir, yıkar. Dönüp geriye, tarihe bakar. Her ne olursa olsun eylemler bir anlam dairesi/evreni içinden seçilir. Yapılan eylemler (oluşturulan anlam evreni) hakikatle bağını kurabildiğimiz ölçüde anlamlıdır.
Toplumlar şehir kurmuştur. Kurmacanın ustaları ise kelimeler le ütopik, distopik, ideal, fantastik şehirler tasarlamıştır. Kurmaca yoluyla kurulan şehirlerin, toplumların kurduğu şehirlerden farkı: zamana karşı direnebilmeleri veya insan faktörüyle yıkılma hızlarının düşük olmasıdır. Dil ile kurulan şehirler, bir bakıma daha kalıcı olmuştur. Söz ile gönül şehrini mamur kılmak ise insanın görevi, insana karşı sorumluluğudur. Bu yazıda Ütopya, Kelimler Şehri, Yeni Atlantis, Görünmez Kentler, Hayatın Anlamı, Açık Ufuk adlı eserlerden hareketle; dil, şehir, anlam evreni, hakikat üzerine düşünmeye çalışacağız.
Anlam Kapalılığı
Belirsizlik anlamın sınırıdır. Kapalı bir kapıya vardığınızda, buradan ötesi neden yok, demek, anlama arayışıdır. Kapı neden açık değil, sorusunu sorduran bütün açık kapılardır. Her kapının açık olması veya kapının açık olduğunda anlam kazanması gerekmez. Ludwig Wittgenstein’ın dilimin sınırları dünyamın sınırları önermesi dilbilim açısından doğru kabul edilebilir. Bu önerme metafizik açıdan tutarsız da olabilir. Burada göstergeleri esas alarak düşünüyorsak ve dünya derken sonlu sınırlı fiziki bir dünya farz ediyorsak önerme doğrudur. Göstergelerin dışına çıkıp anlam evrenini fizikten metafiziğe taşıyacak olursak önerme yetersiz kalacaktır. Sonlu ve sonsuz olan dünyaların sınırları farklıdır. Kapının kapılı olması ve neden açılmadığı fiziğin problemdir. Metafizik kapının açık veya kapalı olması ile ilgilenmez. Anlamın sınırındaki kapalı bir kapıyı açmaya çalışmaz. Sınırları zorlamaz. Sınırlar belirsiz olduğu için metafiziktir de. Sınırları zorlayıp belirsiz bir durumu belirli hale getirmek mutlak anlam üretmek olmadığı gibi anlam arayış noktasında bütün sorulara da cevap olamaz. Anlam arayışı içinde kapıyı açmaya zorlamak ya da kapıyı kırmak mevcut anlamdan daha fazla anlamlı olacak diyebilmek de güçtür. Kapıya yönelik filler anlamsızlığı da beraberinde getirebilir. O yüzden ilk başladığımız cümleye dönüyoruz. Belirsizlik anlamın sınırıdır.
Belirsizlik, belirlilik için bir şamadır ve son aşamadır. İnancın işleme mantığı ile dilbilimin (veya bilimin anlamın) işleme mantığı aynı değildir. Kalp bu kapı neden açılmadı diye anlam aramaz, inanır.
Görünür Görünmez Kentlerin Şerri
- yüzyılın ilk yarısında (1624?) Francis Bacon tarafından kaleme alınan Yeni Atlantis, felsefi-bilimsel bir ütopyadır. Avrupalı denizcilerin kaybolarak bulduğu bu ada (Salomon Evi, Altı Günlük İşler Okulu) Bilimsel Keşif Merkezi olarak tasarlanmış bir devlettir. Buradaki yöneticiler ve ülke halkı kendilerini açığa çıkarmadan dünyanın her yerinden bilgi toplamaktadır. Doğadaki nesneleri, bitkileri, hayvanları inceleyerek, kullanarak yeni buluşlar, ilaçlar, mekanik araçlar vb. şeyler üretmektedir. İnsanın ömrünü uzatan, sağlıklı kalmasını sağlayan sular, ilaçlar, tedavi şekilleri üretmektedir. Bu hayali devletin rahipleri (din adamları) aynı zamanda filozof ve bilim adamlarıdır. Geldikleri noktada, Yeni Atlantis halkı, dünyadaki bütün devletlerden daha ileride, bilimsel ilerlemenin zirvesinde yer almaktadır. Bacon, Yeni Atlantis’in kuruluş amacını şöyle açıklar: Kuruluşumuzun amacı, doğadaki şeylerin nedenleri, gizli devinimleri ve derin anlamları hakkında bilgi sahibi olmak ve insanın hâkimiyet alanının sınırlarını genişleterek mümkün olan her şeyin sırrına erişmektir. (Francis Bacon, Yeni Atlantis, Alfa Yay. s. 84) Derin anlamlar hakkında bilgi sahibi olmak ve dünyanın gizemi çözerek sürekli mutlu veya daha çok yaşamak (ölümsüz olmak), bu anlam arayışından çok belirlilik, bilinirlik ve her şeye hâkim olma arayışıdır. 16.yüzyılın ütopik tasarımı günümüze doğru genişleyen bir bakış açısıyla sınırları zorlayarak sınırları bilme düşüncecesine dönüşmüştür. Posmodern edebiyat, postmodern bilime nazaran elle tutulur bir düşünce evrenine sahiptir. Bu da edebiyatın işlevi, kökü, semantiği gereği postmoderni iyileştirici gücünden kaynaklanır. Bu bölümü tamamlamak adına şöyle bir ekleme yapılabilir: İnsanbilimcileri, ekonominin ihtiyaçlarına ne kadar koşulduysa esas sorunları araştırmayı o ölçüde terk etti. Ve böylece ruhları zehirden arındıranlar, Tarot simsarları, piramit fırsatçıları ve Atlantis serüvencileri onların yerini doldurmak amacıyla hızla üşüştü. (Hayatın Anlamı, Terry Eagleton, Ayrıntı Yayınları, 2022, s.44.) Günümüze bakan boyutuyla, bu çevirim içi yapay/sanal organizma mutluluk ve anlam pazarlamanın tüccarlığına girişti. Mutluluk ve anlam elde etme adına her şey satılabilir ve paylaşıma açılabilir hale geldi. Mutluluk ve anlam da…bu tüketim ve hız arayışı, bilimi tek otorite görme anlayışı; anlam ve mutluluk getirmedi.
İdeal şehir tasarımı üzerine kafa yoran T. More, Utopia adlı eserinde bir şehrin başkentinden, yöneticilerine, bilim sanatına, dinine, insan ilişkilerine kadar belirli özellikleri sıralamıştır. Bu eser kendinden sonraki eserlere ilham kaynağı olmuştur denilebilir. T. More, böyle bir şehirde erdemli olmanın, lekesiz bir hayatın bilincine varmanın önemini vurgular. Utopialılar düşünce zevklerini her şeyin üstünde görürler. Erdemli olmanın lekesiz bir hayatın bilincine varmanın zevki en temiz, en özlenilir zevkler arasındadır. (Utopia, Thomas More, Türkiye İş Bankası Yayınları, 2011, s. 69)
Görünmez Kentler adlı eserde ise I. Calvino; bizi kentin arka sokaklarını görmeye, iç içe geçmiş soyut şehir manzaralarını sorgulamaya davet eder. Çöpçüler yüklerini her gün nereye götürür, bu soruyu kimse sormaz kendisine. Yanıtı herkes bilir: Kent dışına. Oysa yer yıl genişler kent, çöplükler geri çekilmek zorunda kalır, atıklar arttıkça çöp yığınları yükselir, katmanlar çoğalır, daha geniş bir çembere yayılır. Ayrıca şu da var; Leonia’nın (kent adı) yeni şeyler yaratma yeteneği geliştikçe çöpün özü de iyileşir; zamana, hava şartlarına, fermantasyon ve yangınlara meydan okur. Leonia’yı çepeçevre kuşatan, yok edilemez bir artıklar kalesidir, bir sıradağ gibi kentin her noktasından görülür. (Görünmez Kentler, Italo Calvino, YKY Mart 2019, s. 157. )
Kelimeler Şehri’nde Hayatın Anlamı
Dil, bize kim olduğumuzu anlatmaya çalışan hikâye anlatıcılarına ses verir. Dil gerçekliğimizi ve bu gerçekliğin sakinlerini, surların içerisinde ya da dışarısında kelimelerden inşa eder; yalan söyleyen ve doğruyu anlatan hikâyeler sunar bize. Dil bizimle değişir, bizimle güçlenir ya da zayıf düşer, bizimle yaşamda kalır ya da yaşama veda eder. (Kelimeler Şehri, Alberto Manguel, YKY, 2009, s. 107.)
Tüketim sisteminin hakikati anlatacak/çağrıştıracak bir gramer mantığına, kelime kadrosuna, anlam evrenine sahip olmadığı aşikârdır. Kullanılan dil köleleştirici, körleştirici bir dildir. Maddenin, verinin, simgelerin değiş tokuşu için bu böyle olmalıdır. Sistem, insanın dili kullanma biçimini, yaşam kalitesini kendi dinamiklerine göre düzenler. İnsanı işletme olarak, veri olarak, ürün olarak görür. Yolbulucu/larda herhangi bir yer için ” … İşletmesi için yola çıkılıyor” denmesi bundan olsa gerektir. Ya gözlerimizi kapatıp tüketimin bize açtığı yolda ilerleyeceğiz ya da dili kimin hangi amaçla kullandığını öğreneceğiz.
Endüstri bize aptal olduğumuzu öğretmek zorundadır, zira doğal yollarla aptallık edinmeyiz. Aksine dünyaya zeki, meraklı, öğrenmeye hevesli varlıklar olarak geliriz. Entelektüel ve estetik kabiliyetlerimizi, yaratıcı algımızı ve dil kullanımımızı bireysel ya da kolektif olarak köreltmek ve nihayetinde söndürmek, muazzam bir zaman ve çaba gerektirir. (Kelimeler Şehri, Alberto Manguel, YKY, 2009, s. 112.)
Hayatın anlamı bir sorunun çözümü değil, belirli bir şekilde yaşama meselesidir. Metafizik değil, etik bir meseledir. Hayattan ayrı değil, yaşamayı, yani onun belli bir niteliğini, derinliğini, bereketini ve yoğunluğunu değerli kılan bir şeydir. (Hayatın Anlamı, Terry Eagleton, Ayrıntı Yayınları, 2022, s. 125.)
Şeyler biz onları anlamlı hale getirdiğimiz için değil, doğaları gereği anlamlı olmalıdır. Ve tüm bu anlamlar tek bir genel anlama varmalıdır. Bir Anlamların Anlamı olmadıkça hiçbir anlam yoktur. (Hayatın Anlamı, Terry Eagleton, Ayrıntı Yayınları, 2022, s. 91.)
Aynı Dili Konuşmak
Farklı zamanlarda farklı coğrafyalarda oluşturulan metinler bize aynı şeyi söylüyor. Dil, önümüzü aydınlatan, düşünmemizi sağlayan bir araç olabileceği gibi; art niyetlilerin, kelime simsarlarının, kuantum bilgisayarların elinde körleştirme, köleleştirme aracına dönüşebilir. Hakikat, ona meyilli olanlarla; zihnini, kalbini ona açanlarla aynı dili konuşur.
Düşünce yanlış ise dil de bundan nasibini alır. Dil asaletini yitirmişse düşünce de fakirleşir. İstikamet kaybolmuşsa ne düşünce ne de dil bizi hakikate götürebilir. (Açık Ufuk, İbrahim Kalın, İnsan Yayınları, 2020, s. 47)