Dolunay Unutacak Beyazlığı Yüzümde

dedemin ellerine sarılan bir çocukluk düşer albümlere
rüzgâr yalnızlığının ardına asılır mavi trenlerin çığlık çığlığa
hani hüzünler çömelir yanağından öpmeye gülüşlerimi

güzlere neyi öğretir ağaran saçlar tutunarak akşam güneşine
hüznü bir bardak demli çaydır şoselerden gidilen kahvelerin
bulutlara kuşlar yazabilir ancak uçurtmalarımın adını söylemeden

usulca sevmeliyim kalbine dokundurarak gül seslerini
heybesine kaç karınca saklanmış mola verdiği yerde
kaç gün aç beklemiş serçe gibi cam kenarında bilmeliyim

kar yağarken alışır susmaya çocukların hırkalarına değdikçe
oysa annemin yazmasına sardığım kır çiçeklerini kimse görmedi
aşkın bir hükmü vardır yağmura yargılanırsa gözlerimden bahar

geceyi yıldızhızarla biçmeliyim dolunay unutacak beyazlığı yüzümde balıkçıların martılardan utangaçlığı olur denizi severken kumlarla
bir zemheri soğuğu gibi sokulmalıyım yüreğine yaz öğlelerinin
Bu yazıyı paylaşın