Selami Şimşek

Özlemevi

suyun evi nerdedir yağmur gözlerimin annemin ve gazzeli çocuklarınkuşları büyüten ağaçlar mı gökyüzü mü kanatlarını taşıyan rüzgâr mıiki denizin suyu karışmaz bu dünyada biri âşık biri mâşuk biliyorsun güneş karanlığı yontup yontup gündüz yapar dudağın gülüşümü hüzünacı aslında bir dağdır…

Vahdet Tennuresi

o akşam mantıku’t-tayr’ı okudu dedem sevdik süleyman’ı belkıs’ırüzgâr geldi sustu saçlarında aynaların geçti içinden yusuf rüyalarıaşkın yazdığı muskayı taktı boynuna hicran bir deniz bekledi güneşini hüzün büyür gurbet olur gülüş bir bebeğin uykusunda anne yüzütürkünün kestiği dillere destan olur dağlar…

Nar’dan Na’ra

denizleri yıkayan ırmaklardan geliyorum yağmurun çiçeklendiği topraklardanotur da tara gecenin saçlarını kırık bir aynada gülüşünü tutuşturan mumlarıngeçecek biliyorum yarası hafif bir rüzgârın nefesiyle beşiğinde sallanan uykuların hazırlıksız bir yolculuğun rüyalarından geliyorum aşkın yüzünü gören kuyulardangelini götürmek için süslenen atların güzelliğini…

Kibrit-i Ahmer Taşıyan Güzeller

saçlarım aynalarda değil leylâ şeb-i yeldânın avuçlarında uzun uzuntarağında hüznün tel tel yelelerinde yılkı atların karlı dağları mesken tutanrıhtımlarda simidini martılarla bölüşen şeker dedenin pamuk sakallarında sesim kuyularda değil yusuf gazze’li çocukların hıçkırıklarındahüseynî ezanlarında günde beş vakit tevhide kale olan…

Bir Eylül Koşusu

camlarda kalan gözleri toplasam aynaların içine durgun sulara çiçeklerin susuzluğunu anlar yağmur kuşların açılan kanatlarını rüzgâr ağaçların altında serinlenen insanlar değil yalnız yere uzanan gölgeler uzakta küçücük pencereden ışık el sallar umuda kalkıp gitmeliyim ay ile yıldızları gökyüzünde otlatan gecenin…

Sevdalı İnsanlar Ülkesinden

akşamları aynalardan sarkan güzelliği sulara bırak ince parmaklarınlakırılmış ve kovulmuş bir mavinin yalnızlığını sahiplenince gökyüzüsesini kuyulardan çeken kervan kaç gün saklayabilir ağıtların mağrasında na’rasına uzanan harflerin sessizliğini hangi dil dillendirir sahralarda söyleki bakışı yeni doğmuş bir bebeğin annesinin gözlerinden süzülmüştür…

Kalp Söylerse Yar-a ve Aşk

ırmakları dağlardan çağırmaya gidiyorum geceyi göklerdengülüşünü dudaklarından gözlerini yağmurlardan ellerini çiçeklerdenkaşlarını çukur aynalardan bakışlarını çocuklardan kalabalık bir evde uyuyan bebeğin uykusunu rüyalar taşır biliyorumtohum serpen çiftçinin kıl çuvalındaki buğdayları aşılayan rüzgârlarkime söyledimse sakladı sesini kuyulara çığlık ipleriyle sarkıtarak hayalindeki köprüden…

Çirkinin Güzeli

karanlığın sustuğu vakitleri topluyor dolunay dudağının aynasındanbit pazarında satılan beyaz bir gömlek ne kadar kirlidir ey kassârlastik ayakkabısını oyuncak kamyon yapan çocuklar şimdi nerede çığlık yetimlerin sesinden bir rüzgardır gülüş neşelerinden bir gülistantren yolcuları değil şehrin kokusunu da getirir kompartımanlarındabilirim…

Belki De Kendi Gelir 

üşüdüm kara sarıldım yandım nara sustum çığlıklaraönde giden bir atın alaturka nallarıının sesi geçiyor toprağaparmağı yüksüklü terzinin iğnesinde gözleri yorgun kumaşlarda hem içinde hem teleğindedir ormanın kokusu kuşların al burnunayağmuru da vuran yıldırımın dağlara düşerken ışığı orda denizden maviorda yaktığı…

Şahdamarından Yakın Olanı Bilmeden

ölüm var yanan ateşte ısınan suda yıkanan teneşirde taşınan tabuttakazılan toprakta örülen tuğlada kesilen mermerde ahşap evlerdekara kaşlarda ve gözlerde alyuvarlarda akyuvarlarda tenlerde oysa her doğan çocuk muştu getirir dedeli nineli hanelereanne-babalara pencereleri bayram için süslenmiş okullaragelinlere güveyilere yuva yapmaya…

Çok Eğmişim Başımı Aşka

eski şehirden yeni şehre giden yolcunun rüyasındaki güzelsustuğun için yağmur yağıyor tutunarak uzun kirpiklerineve kar yağıyor yıldızlı bir akşam siyah saçlarına alıştım gelmediğin her sisli güne hisli geceyedağ değilim ki öyle dimdik durayım rüzgâra fırtınayasolacak elimde siyah beyaz fotoğafı çocuk…

Gitmek Kolay Gelmek Zor

çağlayanların sesini alıp götürür sular kumlarla denizekaşka atın teri bulaşmış bir heybede çobanın ekmeği göze bulnerede hüzne güveyi muhabbete gelin nefrete kuma kirpiklerin süzdüğü ışığı gülüşün getirir elleri beyaz ve uzunsusmuş zamanın gırtlağında onca çığlık yutkunmak ev evbiliyorsun gitmek kolay…

Bulutlar Bile Yağmurla Kavuşuyor

ırmakların dağların türküsü olduğunu nasıl unuttungülde toprağın kokusu var yağmurun suyu seherin yelibir de doğan ve batan güneşin kançanağı gözleri geldimse sesindendir kuyulardan her gün çektiğinaşk pazarında satılır yusuf biliyorsun gömleği yakup’taköroğlu’nda yiğitlik kerem’de dert ferhat’ta kazma otur da saçlarımdan…