camlarda kalan gözleri toplasam aynaların içine durgun sulara çiçeklerin
susuzluğunu anlar yağmur kuşların açılan kanatlarını rüzgâr ağaçların
altında serinlenen insanlar değil yalnız yere uzanan gölgeler
uzakta küçücük pencereden ışık el sallar umuda kalkıp gitmeliyim ay ile
yıldızları gökyüzünde otlatan gecenin dağarcığında mumların içi erir
şafağın söküşünü en iyi kuzu çobanları bilir toprak bacalı damlarında
sesinin eline elimi uzattım dağların tutar mı aşk sayhası salarak havalara
taşlar ustaların elinde nasıl da hafif bir baksana tomruklar dülgerlerin
goncanın dudaklarında uyuyan gülüşleri ancak bülbüller uyandırabilir
biliyorum düşen her yaprak bir eylül koşusudur mevsimler kulvarında
yakan ve yakılan türküler uzun havalar kara sevdaya taş kınalı eller
güneş sabah akşam ondan ufukta güllenir bir de duvakları gelinlerin