Her iş ve eylem, kendi iç dinamiklerinde kesintiler, tükenme evreleri ve yeniden başlama imkânları barındırır. Bu ahval; kimi zaman bir yönelim, kimi zaman bir değişim, kimi zaman da katlanarak ilerleyen bir tamamlanma süreci olabilir. Sürekliliği bozan hadiseler yeni ihtimallere kapı da aralayabilir. Birey, toplum ve kurumların yaşamında bu tür döngüler, hayatın olağan gerçekliğidir. Kara kış, zemheri, boran, ilkbaharın dirilişine bırakır yerini. Her güz, bir yazın bitişidir. Hâsılı, her gün güllük gülistanlık, her daim aydınlık, her mevsim yemyeşil olmamakla beraber, tam tersi de mümkün değildir.
Hayatın akışı insana sınırlarını hatırlatır. Ne bir başlangıç sonsuz, ne de bir sonlandırma mutlak yokluktur.
Ve dahi yaşamda, çocukluktan yaşlılığa birçok evreden geçilir; umutlar-karamsarlıklar, sevinçler-hüzünler, kazanımlar-kayıplar yaşanmışlıkların hazinesine katılır. Muhabbet ikliminden yalnızlığa, başarıdan durağanlığa her geçiş aynı zamanda bir iç kırılmadır. Bu süreçte kimi zaman gürültüyle, kimi zaman sessizce; kararsızlık, ümitsizlik, tükenmişlik kapıyı çalabilir. Allah’tan ümit kesilmez ve arayış devam ederken; bir dost, bir arkadaş, bir söz, bir bakış, bir elin yüreğe dokunması cansuyu olur.
Kimi zaman görünen veya görünmeyen, teğet geçen, yük olan, zarar veren kırılmalar yaşanır. Bu halin açtığı boşluk, yeni anlamların, yeni değerlerin, yeni ilişkilerin zeminini oluşturabilir. Bir silkelenmeye, yeniden başlamaya, dirilişe de vesile olabilir. Bu sebeple kırılmalar, hayatın karanlık ve aydınlık yüzünü aynı anda taşır. İnsan kendi engellerini aşar, kendini yeniden kurmaya başlar. Yeniden başlamak, sessiz bir kabul- lenişle olduğu gibi, kaldığı yerden devamla da olabilir.
Peygamberimiz “Hesaba çekilmeden önce nefislerinizi hesaba çekiniz” buyurmuş, ameli hususlarda nefs muhasebesini önermiştir. Bu muhasebe yaşanan olayların yükünü hafifletme ve yeni atılımlar içindir. Dışarıdan fark edilmeyen bu olgu, içerde fırtınalar estirir; ardından diner ve dindirir. Yoluna takoz olanları öteler, bambaşka ufuklara yelken açabilir. Bu hâl, insanın kendisiyle yüzleşmesidir; benliğin gölgede kalan yönleriyle, ferdî ve içtimaî hayattaki icraatlarıyla hesaplaşmadır.
İnişler ve çıkışlar, hayatın tabiî akışında vardır. Zedelenmeler, tükeniş, imkân ve makam, imtihanın baş aktörleridir. Bazen düşmek, ayağa kalkmanın öğreticisidir. Kimi acı veren kayıplar, daha büyüklerini önlemeye ve mevcut kazanımları muhafaza etmeye vesile olur. İnsanın yaşadıklarıyla edindiği tecrübeler acıtsa bile, hem kendisi hem de çevresi için kılavuz olur.
Sonuçta her birey, toplum, kurum; ister küçük ister büyük olsun, kendi haritasını çizer.
Sürekli öğrenme, olgunlaşma ve yenilenme sürecidir ki, onu kalıcı kılar.
Sabır ve azim libasını kuşanarak elbette…