mezar dediğin bir kerpiç evdir baba işte toprak işte sıra sıra tahtalar
ha toprağın üstünde yapmışsın evini ha altında ne fark eder
ama merhamet başka hele çocuklara her yürekte bulunmuyor baba
ondan bulutlar ağlar kıyının dizlerini döver dalgalar dumanlanır dağlar
şu insan da kerpiçtendir iyi bak içinde kan var öfke var fesat ve zulüm
bir çiçeği koparmadım bir karıncayı incitmedim beni niye öldürüyorlar baba
biliyorum kuyudadır Yusuf sandıktadır Musa Meryem’in rahminde İsa
Muhammedim ben eminim darda kalsam hicret ederim Yesrib’e
ama şehrimi Mekke gibi fethederim Halid’le Zübeyr’le Ubeyde b. Cerrâh’la
biliyorum ölmedi Hayber’in kapısını yerinden söküp kalkan yapan Zülfikâr
Sevgili’nin dünyaya veda ederken yüzünü döndüğü şehrin fatihi Hattaboğlu
bir miraç gecesi Beyt-i Makdise ayak basan Selahaddin Eyyubi ölmedi baba
dedim ya mezar dediğin bir kerpiç evdir baba ha toprağın üstünde ha altında
bizi öldürdüklerini sanıyorlar biz hiç ölmedik şuheda olduk yaşıyoruz baba