denizleri yıkayan ırmaklardan geliyorum yağmurun çiçeklendiği topraklardan
otur da tara gecenin saçlarını kırık bir aynada gülüşünü tutuşturan mumların
geçecek biliyorum yarası hafif bir rüzgârın nefesiyle beşiğinde sallanan uykuların
hazırlıksız bir yolculuğun rüyalarından geliyorum aşkın yüzünü gören kuyulardan
gelini götürmek için süslenen atların güzelliğini sevdakâr güveyiler bilir ancak
dumanlı yaylaların gözesinde unutulan bakır maşrapanın kalayını çobanlar
göğün her gün yüksek tepelerde karşılayıp uğurladığı güneşlerden geliyorum
ağlamayı bulutlardan öğrenen gözlerden yetimleri pür-neşe eden sözlerden
bir anne kadar bekleyen var mıdır yavrusunu dünyada ve sevdiğini bir kalp kadar
biliyorum yardan yara alarak gitmekte var nar’dan na’ra alarak çığlıklara
aşka körebe olmak hüzün evinde sobelenmek sobasının közleriyle dağ dağ
sevmiyorsan yaslanma ateşe geç bu sevdadan ressamlar seni çizmesin böyle