akşamları aynalardan sarkan güzelliği sulara bırak ince parmaklarınla
kırılmış ve kovulmuş bir mavinin yalnızlığını sahiplenince gökyüzü
sesini kuyulardan çeken kervan kaç gün saklayabilir ağıtların mağrasında
na’rasına uzanan harflerin sessizliğini hangi dil dillendirir sahralarda söyle
ki bakışı yeni doğmuş bir bebeğin annesinin gözlerinden süzülmüştür bilmez
bilmez mâsiva sakinleri sema âsitanesinde her gün devran eden güneşi
bir bak çiçekleri çimdirmek için iniyor yeryüzüne kırkikindi yağmurları
ve saçlarını hüznün teştinde iğneli taraklarla taramak için bahçede
kirpiklerin de bekler sırasını ama bir türlü bırakmaz gözlerin uykusunu
nasılsa geçecek bu gölgeler tek tek hayalinin sisli yollarından ya sabır
yorulacak gülüşün biliyorum dudaklarında sırf dinlenmek için her gün
oysa hemen gitmek gerekir âh u zâr süvarileri kuşatacak hande-rûları
biliyorum güle en yakın yapraklarıdır bir de bülbülü kanatan dikenler
ve ağzından hep çekip almak ister en güzel kelimeleri leylânın meddahları
otur da çek derim aşkın sana gönderdiği doksan dokuz sayılı tesbihleri
perdeleri de çek görmesin yüzünü ağyâr nazar verir sonra içli gamzelerine
kahır alışmıştır çekmeye hicranın derdini gurbet ellerde merhem istemez
yine de sen bul getir bir gönül tabibini sevdalı insanlar ülkesinden