I.
her köşebaşında bir yorgunluk var
bin bir yalnızlık saklı her kelimenin uçurumunda
kimse kimseyi dinlemiyor
ve anlamıyor hiç kimse olup biteni
zaman geçiyor;
eylül soldurup duruyor bütün karanfilleri
güller, açmaktan utanıyor
insanlar gülmeyi unuttuğunda.
her şey ne kadar da güzel olsun isterdim
bahçeler salkımsaçak, dostluklar salkım saçak
ve fotoğraflar daima bir neşeye yer bırakacak…
oysa yaktığım cıgaranın külleri sarıyor bütün âlemi
bütün bir cihan saçlarımla beraber beyazlıyor
kendimi tutamıyorum bu alacakaranlıklarda
kör kuyulara menzil oluşlarım işte hep bu yüzden
hep bu sebepten işte sessiz kalmalarım
duman tütmeyen yangınlarda.
bak, ölüm var bu kapının ucunda
tutamazsın elinle kor olmuş bir kalbi ya
tutamazsın o binbir yere saçılan ömrünü
kalkıp tekrar tekrar yürüyemezsin ya umuttan yana
bir yabancıdan sayılırsın ya dostların içinde
yakışıksız bir çıbandan
ve yamasız urbalardan.
her köşebaşında bir yanlışlık var
hem ne kaldı ki buralarda doğrudan yana!
II.
bir güvercin konmuş pervaza sabahın seherinde
hiç umut kalmayınca etrafta,
kendi kendine umut olmuş bir yabancı gibi
dönenip duruyor bin ıssızlığın yalımında.
ona kalsa ne çok şey var söylenmeyen insana
ve yarına dair
ona kalsa bu yangın yeri dünya
bir kavdan fırlayan kızgın bir kıvılcıma bakar
ona kalsa tutmaz elleri zalimlerin
kimsenin kemiklerinden kule yapılmaz ona kalsa
sokaklarda aç kalan çocuklar,
yağmurun deldiği eskimiş çatılar,