ırmakları dağlardan çağırmaya gidiyorum geceyi göklerden
gülüşünü dudaklarından gözlerini yağmurlardan ellerini çiçeklerden
kaşlarını çukur aynalardan bakışlarını çocuklardan
kalabalık bir evde uyuyan bebeğin uykusunu rüyalar taşır biliyorum
tohum serpen çiftçinin kıl çuvalındaki buğdayları aşılayan rüzgârlar
kime söyledimse sakladı sesini kuyulara çığlık ipleriyle sarkıtarak
hayalindeki köprüden geçen hışırtılı göğüsleri tabipler bir dinlesin
bir dinlesin yollar hasretin kendisi bak çok uzun hiç bitmiyor
biten bir şey varsa o da topraktan her bahar
elindeki sesi nasıl saklasın bağlama ustası diline gelen uzun havayı
beyi gurbete çalışmaya giden erzurum’lu gelin göresmesini
bayramlık elbiselerini giyen yetim çocuklar sevincini
ebe mi terzi mi biçer ömrümüzü bir oturun da söyleyin anam
martıların denizlere söylediğini balıklar anlar akşam vapuru yolcuları
ateş söylerse duman olur köz olur kalp söylerse yar-a ve aşk