Sezai KARAKOÇ’u Yazmak İsterken  – X –

BAY ŞAİR – (Biraz telaşlı. Ellerini de kullanarak…) Hayır hayır! O anlamda demedim,
okuru düşündüm ve ona kolaylık olsun istedim. Okurla senin aranda gidip gelince bir an
ağzımdan çıkıverdi işte. Üzüleceğini unuttum o an. Yani dilim dedi, içim demedi. Farz et ki
hiç demedim. Kalsın, muğlak ve muamma olarak; herkes kendince ve kendi düşlerince renk
versin o atmosfere.
BAYAN YAZAR – Tamam kabul. Ama…
BAY ŞAİR – Evet?
BAYAN YAZAR – Monna Rosa için en iyisi değil de, en iddiasızı mı desek…
BAY ŞAİR – Peki, dediğin gibi en iddiasızı. Gönlümüze…
BAYAN YAZAR – Gönlümüze mi?
BAY ŞAİR – Hep müdahale mi edeceksin böyle?
BAYAN YAZAR – Gönlümün istediği hem bu, hem de bu değil sanki. Gönlün gül muştusu
bundan fazla olmalı…
BAY ŞAİR – Olur, düzelteyim, yarı gönlümüze (gönlü bile böldürdün ya bana, artık ne
diyeyim!)… Yarı gönlümüze, dilimize ve günümüze en yakın olanı olsun mu?
(Kendi elindeki güllere bakarak, sonra Yazar’ın elindekilere bakarak) Hem ellerimiz
de dâhil, oda böyle güller içindeyken şiir de Rosa olsun. Şimdi tamam mı?
BAYAN YAZAR – (Okur):
“Bir sabah namazından sonra
Gül açılmış bahçelerde
Apaçık gördü ilerde
Bu şarabın biz sarhoşlarını

İşte uyandık kınama bizi güneş adamı
Uyandık Ashab-ı kehf gibi
Güllerin açılma vakti
Ağacağız kente şimdi

Gül uygarlığı
Gül şarabının uygarlığı
Gül kokusundan mest olup
Ölüyken dirilenler gibi
Ağacağız kente şimdi’’

BAY ŞAİR – Yani tamam?
BAYAN YAZAR – Tamam da, Taha’nın son durumunda Hızır’ın gidişine bakalım,
uğurlayalım onu ve gidenlere rağmen hâlâ var olanlara, hâlâ yankısı sürenlere de
bakalım, sonra. (Okur) :

“Taha’nın açılınca gözleri
Bir yeşil kanat çırpınışında
Bir deniz çarpışında
Bildi gittiğini Hızır’ın
Hâlâ meleklerin
Kur’an yankısı vardı kulaklarında
Hâlâ ölümün çıkış acısı şahdamarında
Gök boğum boğumdu eleğimsağma
Kavissiz bir ufukta
Bir gün doğmada
Bir gün batmada’’

BAY ŞAİR – Bana da Leyla ile Mecnun’u yolcu etmek kaldı. Önce Mecnun’a bakayım ve
Mecnun ile birlikte bakayım:

“Mecnun durup dört bir tarafına baktı
Gönlünün en kızgın ateşini mumunu yaktı
Bir ışık olup gökyüzüne doğru
Bir yıldız olup yıldızlara doğru
Bir şimşek gibi çaktı, bir yıldız olup aktı.’’

(Bir an durur, başını kaldırıp yukarı bakar ve aynı şekilde okur:)

“Mecnun’la aynı anda mı
Biraz önce mi biraz sonra mı
En yeşil vâhalar bereketinde
Bir ışığa dönüştü Leylâ Ece
Evden yükselen bir ışık sütunu
Yükselip tuttu ışık olan Mecnun’u
Gördü herkes gökte yarıştı iki ışık
Birbirine kavuştu iki aşık’’

(Susar.)

(Birbirlerine bakarlar. Başlangıç dedikleri sona varmışlardır. Buruk bir gülümseme ile
gülümserler.)

BAY ŞAİR – BAYAN YAZAR – (Ve birlikte okurlar:)

“Monna Rosa, siyah güller ak güller;
Gülce’nin gülleri ve beyaz yatak.
Kanadı kırık kuş merhamet ister;
Ah, senin yüzünden kana batacak,
Monna Rosa, siyah güller, ak güller!

Ulur aya karşı kirli çakallar,
Bakar ürkek ürkek tavşanlar dağa.
Monna Rosa, bugün bende bir hal var,
Yağmur iğri iğri düşer toprağa,
Ulur aya karşı kirli çakallar.

Zeytin ağacının karanlığıdır
Elindeki elma ile başlayan…
Bir yakut yüzükte aydınlanan sır,
Sıcak ve minnacık yüzündeki kan,
Zeytin ağacının karanlığıdır.

Zambaklar en ıssız yerlerde açar,
Ve vardır her vahşi çiçekte gurur.
Bir mumun ardında bekleyen rüzgâr,
Işıksız ruhumu sallar da durur,
Zambaklar en ıssız yerlerde açar.

Ellerin, ellerin ve parmakların
Bir nar çiçeğini eziyor gibi…
Ellerinden belli olur bir kadın.
Denizin dibinde geziyor gibi
Ellerin, ellerin ve parmakların.

Açma pencereni, perdeleri çek.
Monna Rosa seni görmemeliyim.
Bir bakışın ölmem için yetecek;
Anla Monna Rosa, ben öteliyim…
Açma pencereni, perdeleri çek.

Zaman çabuk çabuk geçiyor Monna;
Saat on ikidir, söndü lambalar.
Uyu da turnalar gelsin rüyana,
Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar;
Zaman çabuk çabuk geçiyor Monna.

Akşamları gelir incir kuşları,
Konarlar bahçemin incirlerine;
Kiminin rengi ak, kiminin sarı.
Ah, beni vursalar bir kuş yerine!
Akşamları gelir incir kuşları…

Ki ben, Monna Rosa, bulurum seni
İncir kuşlarının bakışlarında.
Hayatla doldurur bu boş yelkeni
O mâsum bakışlar… Su kenarında
Ki ben, Monna Rosa, bulurum seni.

Kırgın kırgın bakma yüzüme Rosa:
Henüz dinlemedin benden türküler.
Benim aşkım uymaz öyle her saza,
En güzel şarkıyı bir kurşun söyler…
Kırgın kırgın bakma yüzüme Rosa.

Yağmurlardan sonra büyürmüş başak,
Meyvalar sabırla olgunlaşırmış.
Bir gün gözlerimin ta içine bak:
Anlarsın ölüler niçin yaşarmış,
Yağmurlardan sonra büyürmüş başak.

Artık inan bana muhacir kızı,
Dinle ve kabul et itirafımı.
Bir soğuk, bir garip, bir mavi sızı
Alev alev sardı her tarafımı,
Artık inan bana muhacir kızı.

Altın bilezikler, o korkulu ten,
Cevap versin bu kanlı kuş tüyüne;
Bir tüy ki, can verir bir gülümsesen,
Bir tüy ki, kapalı geceye, güne;
Altın bilezikler, o korkulu ten!

Monna Rosa, siyah güller, ak güller;
Gülce’nin gülleri ve beyaz yatak.
Kanadı kırık kuş merhamet ister;
Ah, senin yüzünden kana batacak,
Monna Rosa, siyah güller, ak güller!

(Şiirin ortalarına doğru müziğin sesi hafif hafif yükselir, sonuna doğru daha da yükselir ve
onların siluetleri usulca silikleşirken, güller büyür, büyür, ikisini yavaş yavaş kapatır. Müziğin
sesi çok yükselir, yükselir, yükselir ve birden durur)

PERDE

Kaynakça:
Karakoç, Sezai (2014) Gün Doğmadan. İstanbul: Diriliş Yayınları
Karakoç, Sezai (2014) Dirilişin Çevresinde. İstanbul: Diriliş Yayınları

Bu yazıyı paylaşın