“Asra yemin olsun ki, insan gerçekten ziyandadır.” (Asr Suresi, 1-2)

insan, yani “zübde-i âlem”

Asra yeminle hüsranda olan varlık…

Esmayı bildiğinden meleklerden üstün; yani “eşref-i mahlukat” Yaradılışıyla “ahsen-i takvim”

Ve yaptıklarıyla aşağıların aşağısı da olabilen “esfel-i safilin”…

***

Bugün hemen herkesin ittifakla dile getirdiği konulardan biri ‘toplum­sal yozlaşı’dır.

Hayatın bütün şubelerine sirayet eden bir “ahlak erozyonu” söz ko­nusu.

Neredeyse her gün yeni bir tahribatla karşı karşıya kalıyoruz. Buraya neden ve nasıl gelindiği sorusu çoğunlukla cevapsız kalmak­tadır.

İfsat edici bir hamlenin önlenemez bir biçimde yükseliyor olması hepi­mizi derinden etkilemekte, ciddi bir teessüre gark etmektedir. Zira, bu yıkıcı hamlenin bu derece hızlı yayılması insanlık için her bakımdan tehdittir. Ne yazık ki ihya edici hamleler yetersiz kalmakta, istenilen sonuca ulaşamamaktadır. Bu nedenledir ki, başta aile kurumu olmak üzere, çocuk ve gençler üzerinde doğrudan etkiye sahip olan eğitim ve akran faktörleri sürekli tartışma ve odak konusu olmaktadır.

Sosyal medya platformları, yeni hayatın getirdiği olumsuzluklar, televizyon ve diğer kitle iletişim araçlarının çoğunlukla menfi olanı öncelemesinden kaynaklanan sorunlar, özellikle genç kuşaklar üzerin­de etkin olmaktadır. Daha vahimi, ihya edici hamlelerin ve yapılmak istenen iyileştirmelerin göz ardı edilmesinden kaynaklanan “hayal kı­rıklığı” ve “ümitsizlik…” Ne yapmalı, hangi tedbirler alınmalı sorularının cevabı çok, sahada iyileşme yok. Benim tercihim babından yaşanan değişimler yaşam ala­nını genişletme mi, omurgasızlık mı, muhataplar sorgulamalı.

Belli ki bir dönem toprağa atılan zehirli tohumlar boy vermiş ve “istendikyönde davranış değişikliğine” sebep olmuştur. Zehirli sarmaşıklar, güllerin büyümesine; yapılan aşılar da fidanların meyve vermesine engel olmuştur. Yapmak, yıkmaktan zordur! Bin günde inşa edileni bir günde yıkmak mümkündür. Bugünerdemli ve ahlaklı bir nesle duyduğumuz özlemin arkasındaki temel arzu bundandır. Ahlaki te­mele dayanan bir eğitimle inşa edilecek kimlik ve kişiliklere ihtiyacımız var. Bu bağlamda fıtratı sağlam, merhamet ve vicdan sahibi evlatlar yetiştirmek hepimizin asli vazifesidir. Anne, baba, öğretmen, aile, devlet… bütün kurum ve kuruluşlarıyla bu meseleye eğilmek mecburiyetindeyiz. içinde yaşadığımız toplumdaki “mazur ve meşru görme körlüğünü” mutlak suretle yenmeliyiz. iyiyi harekete geçiren iç­tenliği ve samimiyeti inşa etmeliyiz.

Toplum ve siyaset

Topyekûn erdemli bir toplumun inşası mümkün müdür?

Tarih, sadece kronolojik olay ve olguları değil, aynı zamanda iyiyi ve kötüyü de gösterir. Adaletin tecelli ettiği zamanlara ayna tuttuğu gibi, zulmün ve vahşetin yaşandığı devirlere de kapı aralar. Dicle’nin kenarında otlayan kuzunun mesuliyetini dert edineni de hiçbir sınır tanımadan soykırım yapanı da bu sayede biliriz. Toplum ve siyaset kurumu arasındaki ilişkiler, çok farklı boyutlarda tezahür eder. Menfi ve müspet ilişkiler ağı, bazen sadece bir grubu veya sınıfı etkilerken bazen de bütün bir toplumu etki­leyebilir.

Devlet aygıtının meşru zeminde oluşması, güç kullanması ve ülkeyi yönetmesi anayasal çerçevede sı­nırları çizilmiştir. Siyasi partilerin, iktidarın ve muhalefetin rolleri de yine aynı çerçevede önceden belirlenmiştir. Bu bağlamda ideal olan, ülkenin en iyi biçimde yönetilmesidir. Kurumsallaşmasını tamamlamış devletler, ulusal ve uluslararası ilişkilerde kendi insanını önceleyen politikalar üreterek müreffeh bir toplum olma yolunda çaba sarf ederler. Ancak bütün cabalara rağmen “ideal bir devlet”i meydana getirmek pek de mümkün olmaz. Çıkar çatışmaları, öncelikler, hesapta olmayan ve kestirile­meyen sorunlar arzu edileni aksatır. Belki burada asıl üzerinde durulması gereken şey, “ideal devlet”ten çok “erdemli toplum” konusudur. Şayet ahlaklı ve erdemli bir toplum inşa edilebilirse pek çok mesele kendiliğinden hallolabilir. Bir toplumda insanı harekete geçiren veya durduran şey “vicdanı ve ahlakı” olursa, o toplumda caydırıcı yasalara, kısıtlayıcı kanunlara gerek kalmaz. Toplum nizamını sağlayan ana etken “erdem ve ahlak” olursa hak ve adaletin tecellisi de mümkün olur.

Bu bakımdan bugün hararetle tartışılan politik meselelerin biraz da ahlak erozyonu ve çıkarlarla ilgili olduğu açıktır. Zamanında inşa edemediğimiz doğru kimlik ve kişilik, bugün toplumsal bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır.

Şu hâlde yapılması gereken bellidir:

İmanla ve ihlasla müstesna olmak için mücadele etmeliyiz. Israrla ve sabırla “hakkı tavsiye etmeye” devam etmeliyiz vesselam.