Erdemli yaşamın, iyi insan olmanın dünyada ve âhirette insanı güzel bir sona götüreceği anlaşılmaktadır. Kolay bir yolculuk olmadığı aşikârdır. Yolculuk, içerisinde aktif sabrı, dinamik ve etkin mücadeleyi, fedakârlığı, ciddi anlamda emek vermeyi, sıkıntılarla yüzleşmeyi, büyük kararlılığı, sorumluluk almayı, pes etmemeyi vb. birçok temel erdemi kapsamaktadır.
Furkan suresinin altmış üçüncü ayetinden itibaren Rahman’ın “Has-İyi-Yiğit” diye tanımladığı kulların vasıflarından bahsedilmektedir. İnsanları has, yiğit, iyi yapan; Rabbin rızasını ve hoşnutluğunu kazandıran özelliklerin neler olduğu bir dizi hâlinde sunulmaktadır. Furkan suresinin yetmişinci ayetinde “Ancak iman eden ve iyi işler yapıp (O’na) yönelenlerin kötülüklerini Allah iyiliklere çevirir. Allah çok bağışlayandır, çok merhametlidir.” buyurulmaktadır. Ayetin biz insanlara verdiği mesaj çok nettir. Önceki iki ayette ifade edilen ve has kullara Yüce Yaratıcı’nın yakıştırmadığı, Allah ile birlikte bir başka ilaha ibadet etmek, zina etmek, haksız yere bir masum cana kıymak gibi günaha bulaşmış insanların bile nasûh, içten, samimi bir tevbe; sağlam bir inanç ve salih amellerle Rabbimizin kapısını çalıp O’na yöneldiğinde ve bu nezih, onurlu tavrını, duruşunu muhafaza ederek bu hâli daimî bir yaşam tarzı hâline getirdiğinde Allah’ın çok bağışlayıcı ve çok merhametli olduğu bize hatırlatılmaktadır. İhlas ve samimiyetle, erdemli duygularla Rabbimize yönelirsek kötülüklerin iyiliklere çevrileceği müjdesi de verilmektedir.
Allah’a samimi, içten, gönüllü ve kararlı yönelişin Kur’ân öğretisinde çok ciddi önemi ve değeri vardır. Gönlümüz, irademiz ve aklımızla yapacağımız bilinçli yönelişin Rabbi- mizin katında hatırı o kadar âlîdir ki bu içten yöneliş, kötülüklerimizin iyiliklere çevrilmesine sebep olmaktadır. Üzerinde çok ciddi anlamda tefekkür etmemiz gereken bir husustur bu. Has kul, vicdan muhasebesi yapmayı, iyilik ve kötülüklerini sürekli değerlendirmeyi; iyiliklerini çoğaltmanın yollarını ararken kötü, çirkin ve isyan kokan işlerden de uzaklaşmayı ve sonunda onları terk etmeyi başarmanın yollarını aramalıdır. Bu, Rabbimizin has kullarından beklediği ve istediği bir davranıştır. Rabbe içten yönelmek, beraberinde her türlü olumsuz dünyevî arzuyu geride bırakmayı gerektirir. Yapılan kötülüklerden samimi pişmanlık duymayı, bir daha o günaha dönmemeyi bir ilke ve yaşam tarzı hâline getirerek yapılan kötülüklerin ve günahların yerini erdem, iyilik ve güzelliklerle doldurmak; Rabbe samimi yönelişin, içten tevbenin temel göstergeleri ve tezahürleridir. Sevgili Peygamberimizin nezih ifadesiyle “Tevbe, günahtan dolayı pişmanlık duyup af dilemektir.”
Yukarıda zikrettiğimiz ayet de bize bu şuuru telkin etmektedir: İman, eylem (pratik- davranış) ve içten Rabbe yöneliş! Has, iyi ve yiğit kul olmanın formülü. Furkan suresinin yetmiş birinci ayeti ise bu müjdeyi daha da pekiştirmektedir: “İyi işler yapıp (O’na) yönelen kişi Allah’a tam yönelmiş olur.” Bu ayetler bize açık bir şekilde gösteriyor ki aklı başında, sağlam inançlı, iradeli ve şuurlu bir mümin; gücünün yettiği ölçüde dünyevî- uhrevî her türlü kötülüklerden, çirkinliklerden ve zararlı eylemlerden uzak durmalıdır. Bizim birinci vazifemiz günaha, kötülüğe bulaşmamak için mücadele etmektir. İnsan olarak hata edip günaha girdiğimizde ise içten ve kararlı bir tevbe ile Rabbimize yönelmeli, af dilemeli; tekrar benzer günaha bulaşmayacağımıza dair söz vermeli ve bu ahdimize vefa göstermeliyiz. Bu tavrı sergilersek, ayette belirtilen günahları işlemiş olsak da Rabbimiz bizi affedecektir. Çünkü O, çok bağışlayan, çok merhamet edendir.
Yetmiş ikinci ayet ise Rahman’ın has kullarının bir başka özelliğinden bahsetmektedir: “(Rahman’ın kulları) yalan şahitlik etmez; boş şeylerle karşılaştıklarında onurlu bir şekilde geçip giderler.” Ayet, toplumsal yaşamın en kritik problemlerinden biri olan “yalan şahitlik”e değinmektedir. Yalan yere şahitlik etmek; sosyal hayatın bütünlüğü, toplumsal birlik ve beraberlik, adaletin tesisi açısından tam bir yıkım nedenidir. Bütün ilahî ve beşerî sistemlerin en temel değerlerinden biri olan adaletin tam ve doğru bir şekilde gerçekleşmesine en büyük engel yalan şahitliktir. Yalan şahitlik adaleti yerinden ederken zulme kapı aralamakta ve bu durum da pek çok toplumsal karmaşa ve kaosa sebep olmaktadır. Bu yüzden olsa gerek ki Yüce Allah, Nisa suresinin yüz otuz beşinci ayetinde şöyle buyurmuştur: “Ey iman edenler! Adaleti (titizlikle) ayakta tutan, kendiniz, ana babanız ve yakınlarınız aleyhinde de olsa Allah için şahitlik eden kişiler olun! (Haklarında şahitlik ettikleriniz)
zengin de fakir de olsalar Allah onlara (sizden) daha yakındır. Adaletten sapma konusunda arzularınıza uymayın! (Şahitliği) eğip büker (doğru şahitlik etmez) veya şahitlik etmekten kaçınırsanız (bilin ki) şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” Ayetin muhatapları, yönetici ve yargıç makamında olanlar da dâhil şahitlik vazifesi yapan herkestir. Ayet, has kulların boş söz ve işlerle de uğraşmadıklarını; bu gibi durumlarda onurlu bir şekilde geçip gittiklerinden söz ederek bize bir yol göstermektedir.
Furkan suresinin yetmiş üçüncü ayetinde ise “Kendilerine Rablerinin ayetleri hatırlatıldığında onlara karşı sağır ve kör davranmazlar.” buyurulmaktadır. Bu ayette de inananlara Allah’ın emirleri ve yasakları karşısında bir duyarlılık, hassasiyet tavsiye edilmektedir. Ayetleri anlama, idrak etme ve zihinde konumlandırma aşamalarından sonra mutlaka eylem olarak onların gereğini yapmanın yiğit kulların özelliği olduğu hatırlatılmaktadır.
Yetmiş dördüncü ayette ise iyi kulların nasıl dua ettiğine örnek sunulmaktadır: “Onlar şöyle dua ederler: ‘Rabbimiz! Eşlerimizden ve nesillerimizden bize gözlerin aydınlığını ver ve bizi muttakilere (duyarlı olanlara) önder kıl!'” İnanan insanlara anlamlı ve bir o kadar da değerli bir hedef gösterilmektedir: Muttakilere önder olmak! İnançsal, düşünsel ve eylemsel manada etkin ve yetkin bir birey olmak. Yetmiş beşinci ve yetmiş altıncı ayetlerde ise “İşte onlar, sabretmelerine karşılık (cennette) yüksek bir makamla ödüllendirilecekler, orada esenlik ve selam ile karşılanacaklardır. İçlerinde ebedî kalacaklardır. Orası ne güzel bir ikamet yeri ve makamdır!” buyurularak has kul olmanın, ° yiğitliğin, iyiliğin, sabretmenin ve aktif mücadelenin sonunda elde edilecek ödüllendirmeden söz edilmektedir.