çocukluğumun evlerini de anmak isterim
yamyassı yıkanırlardı gergin hatlar boyunca
sessiz yağmurlardan toprak kokuları düşerdi
kurutulmuş elmalar, ödünç atlar, toy atlar
bakkal sami amca gül suyu ikram ederdi
yanaşık düzende cümleler yüklüğe taşınır
namazlar ekseri cemaatle kılınırdı
zeynep hatun, annemin ahretliği
otuz iki dişinin tekmili birden
asılı kalmış ağız siperlerinde
çıkarıp bazen, uzun boşluklar açıyor
güvercine buluyordu ellerini kimi zaman
duvara gömülü dolaplardan besmeleyle
çikolatalar, lokumlar çıkarılır; çivilere yüz çevirmiş havlular
mahlukata geçilirdi sofralardan, üç boyutsuz avlulardan
mahcup kuşlar, mahalle kedileri, karabaş unutulmazdı
ilk öğrendiğimiz, görmekti paylaşılanı
hami dayı radyo seslerini onarırdı balkonda
gurbet türküleri ve alamancı hüzünleri teyellerdi
ikinci dersimiz buydu: gidersen bozulursa büyü
doğaçlama sevdalar da bozulur söz gelimi
isteyip de alamamak bozulur, göz ve nizam bozulur
evren kendine kilitler kapı önündeki mersedesi