AKSA’NIN TUFANI SİYON’UN SON ZAMANI

Dünya 7 Ekime şok edici sürpriz bir haberle uyandı.

Filistin’in siyasî kanadı Hamas’ın savunma gücü İzzeddin el Kassam komandoları, gün ağarmadan İsrail’e bir sızma hareketi gerçekleştirerek birçok askeri birliğe girip, Siyonist askerlerden yüzlercesini öldürüp yüzlercesini de esir olarak Gazze’ye getirdiler.

İsrail’e doğru fırlatılan yaklaşık 5 bin roket eşliğinde gerçekleşen bu hareket evet sürprizdi, ancak bizim ve başından beri İsrail meselesini bilenler için şok edici bir şaşkınlıkla karşılanmadı. (Koşullandırılmak ve alıştırılmak istendiğimiz adlandırmanın tersine ‘İsrail meselesi’ demem yüz yıldır yaşanan sorunun, sıkıntının merkezinde İsrail ve Siyonistlerin olmasındandır.)

Evvela göz ardı edilmemesi gereken ilk gerçek 7 Ekim’in bir sebep değil, yüz yıllık bir zulmün sonucu olduğudur. Bu güne kadar uluslararası bütün hak ve hukuk platformlarında haklı görülmelerine rağmen hakları gasp ve ihlal edilen Filistinlilerin, sayısız kez BM kararlarında da haksız görülen İsrail’e karşı meşru bir tepkisidir. Yüz yıldır her gün her gün akla hayale gelmeyen zulümlerle, işgaller, talanlar, baskılar, sürgünlerle Filistinliler evlerinden zorla çıkarılmış, vatanları işgal, varlıkları talan ve yağma edilmiş, yerlerine dünyanın şurasından burasından toplanan Yahudiler yerleştirilmiştir. Mutlu, özgür yaşadıkları kendi topraklarında hemen hiçbir hakları olmayarak esir, ikinci, üçüncü sınıf insan durumuna düşürülmüşlerdir. Filistinlilere her şey yasaklanmış, Filistinli öldürmek de dâhil Yahudilere her şey serbest kılınmıştır. El Fetih ve Mahmut Abbas’ın yönetiminde esarete razı edilen Batı Şeria’da bir Yahudi, hiçbir sebep yokken veya bakışını beğenmediği gibi absürt gerekçeyle durduk yere bir Müslüman’ı öldürebilir; buna hakkı vardır. Bu yazıyı yazdığım gün bile, bültenlere kahrolası İsrail polisinin pencereden sokağa bakan bir kız çocuğunu başından vurduğu haberi düştü. (https://video.haber7.com/video-galeri/254709-israil-askeri-pencereden-bakan-filistinli-genc-kizi-basindan-vurdu) Öldürmek de dâhil Yahudilerin her türlü hakkı vardır. Buna mukabil Müslüman veya Hıristiyan olsun hiçbir Filistinlinin en temel insan hakkı bile yoktur. Yahudi gözüne kestirdiği bir Filistinlinin evini işgal edebilir, bahçesindeki ağaçları sökebilir, yakabilir, keyfi olarak (evet evet keyfi olarak) hakaret eder, döver, hatta öldürebilir. Bunun hiçbir cezası da yoktur. Cezai sorumluluklarının olmayışı, kendilerinin tanrının seçilmiş insanı, onlar dışında kalanların ise değersiz, aşağılık, pis, insana benzeyen mahlûklar oldukları, Yahudilere hizmetçi ve köle olmaları maksadıyla yaratıldıkları şeklindeki sapkın inanca bağlanır.

Siyonist yönetim ve onların azgınlaştırdığı devlet terörünün her cürüm ve cinayeti, yetkin kurum ve mekanizmalar tarafından görmezlikten gelindi, cezasız bırakıldı. İşleyen, işlemeyen bütün kurum ve kuramlarıyla dünya sistemleri tek yanlı olarak İsrail ve Siyonistlerin çıkarına hizmet etti. İsrail ve Siyonistlerin her suçu ve cürümü haklı, Filistinlilerin nefes alması bile neredeyse suç sayıldı. Hiçbir çarenin çözüm olmadığı, dayanmanın, tahammülün son noktasında Filistinliler ‘Aksa Tufanı’ operasyonu ile bir büyük direniş başlattılar. Bu hiç kuşkusuz haksızlığa, hukuksuzluğa, işgale, tutsaklığa, işkenceye, barbarlığa, soyguna, talana karşı imanın, insanlığın, onurun, özgürlüğün başkaldırısıdır.

Ölüm ve işkencelerin sıradanlaştırıldığı bütün bu bunaltmalara direnen Gazze, en temel insanî ihtiyaçlardan bile yoksun bırakılarak dış dünyadan tecrit edildi. Etrafının tel örgü ve yüksek duvarlarla çevrili olduğuna bakarak Gazze’ye dünyanın en büyük hapishanesi denilmesi gerçeği tam ifade etmiyor. Mahpus olmak Gazzeliler için lüks görülüyor olmalıdır. Hapishanede insanları aç susuz mu bırakıyorlar? Hangi hapishane sıklıkla bombalanıp mahkûmlar enkaz altında bırakılıyor? Hayır, Gazze tarihin gördüğü, göreceği en korkunç ölüm ve işkence kampı. Bu utanç sözde medenî dünyanın şuuraltını rahatlatan onur ve iftihar vesilesi olsun. Siyonistler, olmadık sebeplerle en öldürücü bombalarla hemen her yıl ve sıklıkla Gazze’ye saldırılar yaptı, yapıyor. Bir türlü Filistin direnişini yok edemeyen Siyonistler 2016’dan bu yana ne pahasına olursa olsun özellikle Gazze’yi bütünüyle yok etmenin planını yapmışlardır. Yani her tecavüzlerinde olduğu gibi yine ‘suyu bulandırıyorsun’ bahanesiyle Gazze’ye saldıracaktı. 2001 yılında Netanyahu Filistinlilere saldıracağını, dünyanın buna tepki vermeyeceğini, ‘savunma hakkı’na istinaden kendilerinden yana olacaklarını anlatıyordu. (https://www.youtube.com/watch?v=sW8MZFArN5g) İsrail’in Gazze’ye çok ağır bir saldırı ve işgal planladığı bilgisini elde eden Hamas, onların en boş ve gafil bir gününde karşı bir atakla sızma operasyonuna başladı.

Başından bu yana hep müdafaa pozisyonunda olan Filistin direnişi, ilk kez ‘Aksa Tufanı’ ile bu ölçüde sarsıcı hücum taktiği uyguladı. Nasıl olsa Hamas saldırmaz, soba borusundan farksız bir iki el yapımı roket atsa da demir kubbe onları havada imha ederdi. Sonra bu gerekçeyle İsrail’in yıkım ve kıyım bombardımanı başlardı. İsabet alan binalar yıkılır, öldürülmüş çocuklar ve anne feryatlarının görüntüsüyle, bütün Müslüman ülkeler ve bütün dünyaya güç gösterisi yapılır, yanlış yapan benzer akıbete duçar olmakla korkutulurdu. Birleşmiş Milletler, İslâm ülkeleri ve sivil toplum örgütleri, her zaman olduğu gibi kuyruğunu kısmış köpekler gibi yarım ağız ve küçük harflerle kınama mesajları yayınlar, pısırık demeçler verir, kararlar alırlar, bir süre sonra da her şeyi unutur giderlerdi. İsrail Siyonistleri de başta kayıtsız koşulsuz bütün güç ve imkânlarıyla kendilerini destekleyen Amerika’dan yüz bularak efelenmeye, şımarmaya, savrukluğa devam ederdi. Şu ya da bu sebeple mahallenin laftan sözden anlamaz bu yaramaz çocuğundan korkan veya çekinen devletler de başlarını belaya sokmamak için sus pus olur, onu huylandırmamaya çalışır veya efendilerini karşılarına almak istemezler(di). İrade ve idare kudretleri İsrail’in talimatını aşamaz. Bu zulme ortak olan kişiliksizlik sebebiyle Mısır yönetimi su, yakıt, ilaç gibi en hayatî, en insanî ihtiyaçların bile kapıdan veya sınırdan geçişine razı olmamıştır, olamamıştır. Bunun sebebini İsrail’in izin vermemesi şeklinde açıklaması ise tam bir rezalet ve düşüklüktür. Mazluma yardım için zalimden rıza talep etmek, varlığımıza hayat, hayatımıza anlam katan insan cevherimizin çürümesidir ve ne hazin bir sefalettir. Zalim, yüz yıldır ne bir gram insafa gelmiştir, ne de geleceğe benzemektedir. Onun yüz yıldır insanlara yaşattığı acının bir benzerini artık kendisinin de tatma zamanı gelmiştir.

Tahammülün son sınırında var oluş ve hayatta kalma mücadelesi veren Hamas, Aksa Tufanı baskınıyla direnişi yeni bir safhaya taşımıştır. Sahada bu saldırıya hemen hiçbir karşılık veremeyen Siyonist askerler korkunun en şiddetlisini yaşadılar. Ellerindeki medyanın sistemli haber ve çabalarıyla şişirilen İsrail’in yenilmezlik balonu patladı, miti çöktü, zulme ve korkutmaya dayalı karizması çizildi. Demek oluyor ki, Hamas o operasyonu 150 değil de 3000 mücahitle İsrail’in kalbine, beynine ve duraksamaksızın yapsaydı, Siyonist devleti olduğu gibi çökertecekti!

İsrail’in her zaman olduğu gibi kendisine yakışan cevabı yine hukuk, ahlâk ve insanlık dışı araç, yöntem ve tarzla oldu; uzaktan füzelerle ve savaş uçaklarıyla evleri, sokakları, hastaneleri, okulları, cami ve kiliseleri, kadınları, çocukları, yeni doğmuş bebeleri bombaladı, bir aydan fazladır gece gündüz aralıksız bombalıyor. Yatağında tedavi gören hastalara, henüz gözleri bile açılmamış bebelere karşı ne kadar cesur, ne çok kahramanlar! Hastaneleri, okulları, ibadet yerlerini, mülteci kamplarını bombalamada ne kadar usta ve korkusuzlar. O cesaret ve kahramanlığı keşke yüz yüze vuruşmada da gösterebilseler(di). Onurlu cesur orduların, akılsız, ahlâksız, korkak, düşmanla savaşması kolay olmuyor. 

Vatanlarını zorla işgal eden, bütün mal varlıklarına el koyup öldüren Amerikalılar gelmeden önce düşmanlıkları var mıydı, varsa nasıldı bilmiyorum. Fakat şu atasözü Kızılderililerin düşmanı bile adeta nimet görme asaletini ifade etmiyor mu? “Tanrım düşmanım öyle akıllı ve cesur olsun ki, ben de akıllı ve cesur olmak zorunda kalayım” Ya rabbim bu ne imrenilesi, ne yüce bir asalet: Dostluk ve düşmanlıklardan önce akıl ve cesaret üste çıkarılıyor. Dost- düşman ilişkisinde kim ne kazanır, ne kaybeder ayrı bir hesap ama bu duada, yapanın aleyhine bile tecelli etse, erdemin, hakikatin kazanması arzulanıyor. Kim olursan ol, ne olursan ol ama önce haktan, hakikatten, adaletten yana olacaksın arkadaş. Var oluşun işleyiş seyri zaten böyle değil midir? Değildir! İnsanlık adına hiçbir çabası olmayanlar için böyle değildir. Kızılderili düşman olarak karşısına gözü dönmüş, ahlâksız, acımasız, soykırımcı katiller sürüsünün çıkacağını nereden bilebilirdi? Şartlar ne olursa olsun varlığının yasası icabı haksızlık ve zulüm yapamayacak olan, yaptığı zaman lanetleneceğine inanan bir Kızılderili, hiçbir insanî değere sahip olmayan Amerikalıya, onların tarzıyla nasıl cevap versindi? Aynen bunun gibi Filistinli Mazlum, geçmişte merhamet edip evini, kucağını açtıklarının kendisine düşman, üstelik şeytanı bile utandıracak ölçüde hak, hakikat, medeniyet düşmanı olacağını nereden bilsindi? Hiçbir insanî hassasiyeti olmayan Siyonistlere karşı, varlığını hak, adalet, merhamet, barış, insanlık değer ve duygularıyla anlamlı kılan Filistinliler nasıl mücadele edebilir? Uzaktan bombalarken, yaşını doldurmamış çocukları, bebeklerini sütten kesmemiş anneleri, yaşam ünitesine bağlı hastaları öldürürken çok cesurlar. Bu yazı yazıldığı sıra Aksa Tufanına karşılık başlatılan katliam bir ayını doldurdu. İsrail’in bombardımanında 30.000 tondan fazla patlayıcı kullanılmış. Uzmanlar bu miktarın Hiroşima’ya atılan atom bombasının iki katından fazla yıkıcı etki yaptığını söylüyor. Kilometre kare başına ortalama 82 ton bomba düşüyor. 3 binden fazla kadın 4 binin üzerinde çocuk katledildi, şehit edilen masum sivil sayısı 11 bini aştı. 25 bin kişi yaralandı. Binlerce kişi kayıp veya enkaz altında. Öğrencilerin çoğu şehit olduğu veya yaralandığı için okullar tatil edildi. Katliama öylesine doyumsuzlar ki, İsrail bakanı Eliyahu, katıldığı bir radyo programında nükleer bomba kullanımın Gazze’ye yönelik olasılıklardan biri olduğunu söyleyebildi.

İnsanlar abluka altında hiçbir yardım yapılmayarak vahşice katlediliyor. Hedef gözetmeksizin caddeler, sokaklar, hastaneler, okullar, ibadet yerleri en öldürücü, yıkıcı silahlarla bombalanıyor. Binlerce terörist çocuk veya çocuk terörist, binlerce terörist bebek veya bebek terörist, terörist yaşlı, terörist hasta öldürülüyor!  Siyonist Yahudiler ile onların eli kanlı işbirlikçileri Hitler’in kendilerine yaptığı mezalimin kat be kat fazlasını mazlum Müslümanlara yapıyorlar. Şimdi Batılıların kendilerine yaptığı zulümlerin intikamını, kendilerine kucak açan Müslümanlardan çıkarıyorlar. Almanya şansölyesi Olaf Scholz ve onunla aynı seviyesizliği paylaşanlar, bu bebek katillerini destekleyerek günah çıkarıyorlar. Ne yaparsınız ki bunların lanetli tıyneti bu işte. Bırakınız Yahudi olmayı, bunlar insan olma onurunu, insan şeref, vefa ve haysiyetini de fena lekelediler.

Bu otomatiğe bağlanmış öldürmeler, açık bir soykırımdır, savaş suçudur. İnsanlık adına utançtır. Küresel faciaya sessiz, seyirci kalan Birleşmiş Milletlere ilaveten diğer devletlerin soykırımcı katilleri cesaretlendiren suskun çaresizliği ile insanlık ve medeniyet değerleri öldürülmektedir. Gazze’de en önce insanlık ölmektedir; insanlığın aklı, ruhu, vicdanı, haysiyeti, saygınlığı, anlamı ölmektedir. Gazze’de duygu, merhamet, barış ölmektedir. Gazze’nin kahraman, cesur, yiğit insanları, onuru, özgürlüğü yücelterek ölüyorlar. Küfür ve zulüm karşısında asla eğilmeyen tüm varlıklarıyla Allah’a inanmanın nura gark ettiği ruhları, en yüce onuru hak etmiştir, edecektir. Onlara suskun, seyirci kalan insanlar ise ölmekten daha beter bir sefaleti, çürümüşlüğü, yaşıyor, yaşıyoruz. Gazze özgürlük aşkı, Allah’a tam tevekkül ve teslimiyetin izzetiyle ölüyor, bizlerse varoluşun en utanç verici aşağılık çukurunda zilleti yaşıyoruz. Bu zillet de bizim onurumuz olsun.

ABD uçak gemilerini ardından nükleer silah donanımlı denizaltısını Akdeniz’e gönderiyor. Eli kolu bağlanmış, etrafı duvarlarla çevrilip aç, susuz, ilaçsız, ışıksız, çıkışsız bırakılmış bu kahraman milletin katillerine koruma sağlıyor. Çığlıkları arşı titreten çocukların imdadına koşacak devletlere, elbette öncelikle Müslümanlara ve İslâm ülkelerine gözdağı veriyor. ABD bu soykırımın tarafı, ortağı olmuştur. Bugün olmazsa yarın, eninde sonunda mutlaka önce hile ve desiselerle iradelerini gasp edip çaldıkları kendi halklarına, sonra hukuk, tarih ve en önemlisi İlahî adalet karşısında hesap vereceklerdir.

Gazze üzerinden üçüncü büyük harp için bahaneler mi üretiliyor? Soykırıma doğrudan taraf ve ortak olan ABD, bu hamleleri savaşın yayılmasını önlemek için yaptığını söylüyor. Oysa ortada bir savaş yok, sadece dünyanın gözü önünde vahşice yapılan bir soykırım var. Bu soykırıma fiilen engel olmak isteyenleri savaşla tehdit ediyor. Tıpkı kovboy filmlerindeki gibi silahına ve haydutluğuna güvenerek ‘kıpırdayanı yakarım’ diyor. ‘İsrail’in kendini savunma hakkı vardır ve bu savunmada hiçbir kırmızıçizgimiz olmayacaktır’ diyerek birlikte yaptıkları ve yapacakları vahşetin dehşetini açık açık ilan ediyor. Dünya barışı ve düzeni adına hemen hiçbir kural, kurum tanımayan ve bütün bir insanlık vicdanına meydan okuyan bu barbarlık, üstelik birçok devlet yöneticilerinden hususen de Avrupa devletlerinden destek görüyor. Cesaretlendirmek için bile olsa Kıtalar ötesinden ABD, Kanada, İngiltere, Almanya, Fransa’nın liderleri, kalkıp İsrail’e desteklerini, daha açıkçası hepsinin ipini ellerinde tutan Küresel çetenin patronlarına itaatlerini göstermek için yarış yapıyorlar. Holokosta yani Yahudilere yönelik olarak Nazi katliamına karşı ve insan haklarından yana olma gerekçesiyle batı başkentlerinde İsrail’in katliamını tel’in etmek, katliama uğrayan bir halkı savunmak yasayla suç sayılıyor. Gazze’deki Siyonist soykırıma sessiz kalmayan sosyal medyada bir iki cümlecik tepki gösteren siyasetçiler, sanatçılar, sporcular, gazeteciler, yazarlar baskı görüyor; istifa ettiriliyor, işten uzaklaştırılıyor. ‘Kendini savunma hakkı’ kılıfıyla İsrail’e katliam yapma izni verilirken hatta teşvik edilirken, Filistinlilere ‘terör’ suçlamasıyla kitlesel ölümler reva görülüyor. ‘Savunma hakkı’ sahtekârlığı ile katliam meşru, terör bahanesiyle Filistin’in Kuvayı Milliyesi olan Hamas’ın vatan ve istiklâl mücadelesi gayrimeşru gösterilmek isteniyor. Siyonistlerin işgal ettikleri toprakları savunması hak, işgale karşı savaşmak suç, öyle mi? Medya, işgalci zalimi masum ve haklı, mazlumu zalim göstermede son derece profesyonel yalanlar servis ederek dünya kamuoyunun algılarını biçimlendiriliyor.

Gazze gerçek bir ölüm kalım hattında bir aydır direniyor. Artık bunca yıkım, bunca kıyım mezalimin son noktasıdır derken daha korkunç zalimliklerle karşılaşıyoruz. Bütün bu kıyım ve yıkıma rağmen bu savaşın en kötü, en korkunç etkisi ahlâk, hukuk ve diplomasinin, varoluşlarının gereğine uygun sınav veremeyişidir. İsrail ve Amerika öncülüğündeki Siyonist koalisyon, bütün etik ve insanî değerleri yerle bir etti. Güç her zaman için ikili veya çoklu ilişkilerde belirleyiciliği olan bir unsurdu. Ancak bunun dışında bütün dünyanın şu ya da bu şekilde üzerinde uzlaştığı hak ve hukuka dayalı sınırlar, kurallar vardı. Nicedir Amerika’nın politikaya dönüştürdüğü bu ahlâk, sınır, yasa tanımaz kuralsızlık dünyayı derin bir kaosa sürüklemektedir. “Kendi çıkar ve amaçlarım için, yalan yanlış uydurduğum gerekçelerle istediğimi öldürürüm hiç kimse hiçbir kurum da bir şey yapamaz; yapanı, yapmaya yelteneni de öldürürüm” diyorlar. Asla asla asla bir büyük devlet tutumu değildir bu. Ben hastaneyi bombalarım, yaşını doldurmamış bebekleri öldürürüm, aç, susuz, ilaçsız bırakırım. Bunlar benim sadece benim hakkım; ne kimse beni durdurabilir, ne de kimseye hesap veririm. Filin zücaciye dükkânına dalmasından farksız bu anlayış, asla asla asla bir devlet tavrı olamaz; siyasetin varlık zeminini tahrip etmektedir. Siyaset, insanları farklı tercih ve talepleriyle bir arada yaşatmanın mümkün yol ve çarelerini aramaktır. Tekçi buyurgan tutumlar diplomasiyi, konuşma, anlaşma, uzlaşma kültürünü yok etmektedir. Dişlerini, yumruklarını sıkarak öfke ve nefret büyüten insanlar, politika geliştiremiyor. İsrail’in asker kılıklı katilleri, siyasileri, sözde din adamları, bu insanlık, hayat ve varlık düşmanı canavarlıklarını ‘Yeşaya Kehaneti’ diyerek dine dayandırıyorlar. İsrailli Haham Reuven, çocukları öldürmelerini kutsal kitaplarına bağlayarak şu ifadeleri kullandı; “Tevrat’ın 25’inci bölümün 19’uncu ayetinde, erkeklerin kadınların ve çocukların yaşama hakkı yoktur der. Tanrı çocukların da öldürülmesini emrediyor.” Hayalini kurdukları Arz-ı Mev’ud’a ulaşmak için bebekleri katletmeyi bile dini bir vecibe addeden, doğal olarak ibadet eder gibi soykırım yapan bu insanlar ne akıl, ne politika, ne çare, ne çözüm üretebilir. Varlığını seni yok etmeye kurgulamış, üstelik seni öldürmeyi ibadet sanan bu kişiyle nasıl bir arada olur, nasıl görüşürsün, nasıl uzlaşırsın, nasıl yol ararsın, nasıl yol alırsın?

Kim neyi nasıl değerlendirirse değerlendirsin, tarihsel bir kırılma yaşanmakta, bir dönemeç geçilmektedir. Siyasî dengelerin, denklemlerin hangi gelişmeler üzerine nasıl değişeceği bir yana ama tüm vahşiliklerine karşı Kassam Tugaylarının kahraman mücahitleri, sahada İsrail güçlerini darmadağın etmektedir. Bire bir karşılaşmada yani cesaretin, imanın, yüreğin, yiğitliğin er meydanında boy ölçüşme anında Siyonist saldırganlar tam bir çaresizlik ve bozgun yaşamaktadır. Kayıpları çok büyük olmaktadır. Yaşadıkları hezimet ve yenilginin şokuyla İsrail karışmaktadır. Doğrudan Netanyahu ve yönetim anlayışını hedef alan protesto dalgaları onun evine kadar uzanmıştır. Çöküşün eşiğine gelen Siyonist yönetim, olmayan aklını tümüyle yitirme noktasına gelmiş gözükmektedir. Var olmak, ayakta kalmak için son çılgınlıklarını denemektedir. Rüzgâr tersine dönmüş, Amerika için de İsrail için de tehlike çanları çalmaya başlamıştır. Sömürüp istismar ettikleri ABD halkının da dünya insanlarının da vicdanı, Siyonist amaçlar için ahlâksızca, vahşice kullanılmıştır, kullanılmaktadır. Bütün bir ulusal varlığını neredeyse tümüyle İsrail’in emrine veren ABD, meşruiyet ve geleceğini imha etmektedir. Veya kendi geleceğini tehlikeye atmak pahasına İsrail’in soykırım ve savaş suçuna ortak olmaktadır. İsrail ile birlikte ABD de zor durumdadır. Öte taraftan Müslümanların dayanmanın son sınırında bile, gerek savaşma biçimleri gerek esir ve rehinelere merhametle davranmaları, dünyaya insanlık ve medeniyet dersi niteliğindedir.

Bizim yaptığımız insan ve Müslüman olarak vicdanî tepkimizi göstermekten, yapabiliyorsak bir yolunu bulup kardeşlerimize yardım etmekten ibaret olmalıdır. Umudu, kardeşliği, dayanışmayı artırmaktan, sesimizi, sözümüzü yükseltmekten, safları sıklaştırmaktan bahsetmeliyiz. Bu bir cihattır. Vatan ve istiklal savunması, hak, adalet, onur mücadelesidir. Devletimizden milletimizin her ferdine kadar herkes elinden geleni yapmalıdır. Birçoğumuz gösterilerden sosyal medya kullanımına kadar birçok faaliyetimizin kendimizi avutmaktan öte gitmediği boşboğazlığı yapabilir. Dünya başkentlerinde ABD’den İngiltere’ye, Kanada’dan, İtalya’ya, Endonezya’ya sokaklara dökülen milyonluk kitlelerin protesto gösterileri siyasî karar vericiler üzerinde bir baskı oluşturmuştur. Bu protestoların en anlamlı olanları kuşkusuz bizzat Yahudi cemaatlerin yaptıklarıdır. Bereket hiç olmazsa ilki ‘öldürmeyeceksin’ diye başlayan on emrin bilincinde samimi Yahudiler yok değildir. Onlar da bu zulmün durması için samimi, etkin çaba gösteriyorlar. En küçük eleştiriyi bile antisemitizmle susturan Siyonistler, Yahudilerin inançlı, namuslu, vicdanlı olanlarını da dışlamaktan geri kalmadılar. Bu Yahudiler de mi antisemitik?! Elbette hayır. Ama gerçek olan bu katillerin hakiki Yahudilikle ilgilerinin olmadığıdır. Yahudilik onlar için sadece dini bir istismar aracı ve alanı olmuştur.

 Bu kitlesel tepkiler küresel bir vicdan veya erdemliler hareketine dönüştürülmelidir. İyilik ve iyiler, küresel kötülüğün bozguncu saldırılarına, küresel örgütlü birliktelikle karşılık vermelidir. Ülkemizde bu hareketi organize edecek güç ve kabiliyette örgütlenmeler yok değildir. İsrail görülmedik şekilde yalnızlaşmaktadır. Ayrıca Siyonistlerin hizmetinde olan basının yalan perdesi yırtılmış, hakikati aramaya yönelen insanlık vicdanı, gerçeklerden, Filistin mezaliminden, Müslümanlardan ve İslâm’dan, İslâm’ın esenlik muştusundan haberdar olmaya başlamıştır. Yahudilik merkezli ulusal bir devlet kurmayı amaçlayan bir ideoloji olarak Siyonizm’in, Nazi zulmünden farksız olarak bir halkı toptan yok etmeyi amaçlayan kanlı, karanlık planı bir kez daha görülmüştür. Müthiş, müthiş bir uyanış başlamıştır. İnsanlığın küresel ölçekte yaygınlıkla başlayan uyanışı, İslâm’a yönelişle kendini, kişiliğini bulmaktadır. Tarafımız, desteğimiz Gazze’den yanadır. Duamız Gazze içindir. Lâ galibe illallah. Allah’tan başka galip yoktur. Zafer Allah’ındır, Allah’a inananlarındır. Ve zafer yakındır.

Bu yazıyı paylaşın