An…
Bulutlar gökyüzünü tamamen kapattı. Belki de birazdan yağmur yağacak. İçimde tarif edemediğim bir hüzün var. İnsanlar evlerine yetişmeye çalışıyor. Ben ise balkonda oturdum, gelip geçeni seyrediyorum. Onların hareketlerini seyrederken kendi iç dünyama dönüyor, geçmişimle hesaplaşıyorum.
Uzun zamandır tüm ruhumu ve kalbimi esaret altına alan yalnızlık duygusundan artık kurtulmak istiyorum. Keşke bunun için kendimde yeterli cesareti bulabilsem.
Yaşadıklarım beni fazlasıyla yordu ve yıprattı. Onca yaşanandan sonra nasıl yeni bir başlangıç yapabilirim ki? Ya yeniden bir şeylere başlamayı düşünürken benzer şeyleri yaşarsam? Bütün bunları düşünmek bile beni fazlasıyla korkutuyor. Sonra tekrar kabuğuma çekilmek, etrafını kalın duvarlarla çevirdiğim iç dünyamda yaşamak istiyorum. Fakat gönlüme söz geçiremiyorum. Gönül, kendisini esir ettiğim tüm duvarları yıkıp deli bir tay gibi koşmak istiyor.
Biliyorum, bu kalp uzun zamandan beri yeni bir aşka kapalı. Birisini sevebilir miyim, onu da bilmiyorum. Fakat içinde bulunduğum dünyadan çıkabilmenin başka bir yolu da yok.
Kurtulmalıyım!
Ne zaman zihnimdeki düşünceden kurtulmak, çevremdeki duvarları yıkmak istesem; karşıma o çıkıyor. Hayaliyle hemen karşımda duruyor, solgun yüzü ve yorgun gözleriyle benden adeta hesap soruyor. Kendisine ihanet ettiğimi, sözümde durmadığımı haykırıyor. Ona, şimdiye kadar sözümde durduğumu fakat bu durumun beni içinden çıkılmaz bir hale sürüklediğini söyleyemiyorum. Gerçi söylesem de o beni anlamayacak, biliyorum. Bana daima geçmişte verdiğim, bu yüzden de hayatımı darmadağın eden o sözü hatırlatacak.
O söz…
Hani üç yıl evvel birileri yollarımızı ayırırken tekrar bir araya gelebileceğimiz ümidiyle verdiğim söz yok mu?
“Şimdi seninle yollarımız ayrılıyor ama bilmelisin; bir gün mutlaka bir araya geleceğiz. O zamanı seninle beraber sabırla bekleyeceğiz.”
Tam olarak böyle söylemiştim. Bu sözleri sarf ederken nasıl da ümitliydim. Oysa geçen zaman meseleyi daha çetrefilli bir hale soktu. Adeta verdiğim sözün esiri oldum. İşte bu yüzden bir çıkış yolu arıyorum. Artık verdiğim sözün esiri olmak, hayatımın geri kalan kısmını esaret altında geçirmek istemiyorum. Evet, ona ihanet ediyor ve verdiğim sözün arkasında durmuyorum. O, yine hayaliyle karşımda duruyor, bana sözümü hatırlatıyor, bu defa ağlamaklı bir ses tonuyla konuşuyor. “Bana söz verdin, sözünün arkasında dur.” diyor. Ona, artık bunu yapamayacağımı, esaretten kurtulmak istediğimi haykırıyorum. Susuyor, hiçbir şey söylemiyor. Gözlerinden yanaklarına doğru hafiften bir yaş iniyor. Gözyaşını silmek, onu teselli etmek geçiyor içimden. Sonra kalbim yeniden kaskatı kesiliyor. Artık bu meseleyi burada kapatmam gerektiğini düşünüyorum. Onu ağlarken yalnız bırakıyor, sırtımı dönüp oradan ayrılıyorum.
Şu an hava karardı, dışarıda seyrek de olsa insanlar gelip geçiyor. Bir yandan gelip geçen insanları seyrediyor, diğer yandan önümdeki kâğıda duygularımı aktarmaya çalışıyorum. İç dünyamda yaşadıklarımı aktardığım bu kâğıdı ona vereceğim. Okuyunca ne düşünecek bilmiyorum. Bu arada size ondan bahsetmedim. Beni geçmişimle yeniden hesaplaşmaya sevk eden, yeniden hayata tutunmama sebep olan kişiyi size anlatmadım.
Bütün bunları uzun zaman sonra karşıma çıkan birisi için yapıyorum. Kendisini henüz tam olarak tanımıyorum, ama gözlerine baktığımda bana güven veriyor. Derinlerden gelen bir ses “evet seni içinde bulunduğun çaresizlik ve korkularından kurtaracak kişi işte bu” diyor. Fakat ben o sesi zoraki susturmaya, bastırmaya çalışıyorum. Onunla konuşurken mümkün olduğunca iç dünyamdaki çalkantıları gizlemeye, ona hissettirmemeye özen gösteriyorum. Zaman zaman alakasız espriler yapıyorum. O, bütün bunlara gülümsüyor. Şimdi düşünüyorum da gülümsemek yakışıyor ona. O zaman bunun pek farkına varamamıştım. Bendeki gülümseyen fotoğraflarına bakınca bunu daha iyi anladım.
Onunla son konuşmamızda benden o anki duygularımızı anlatan bir yazı kaleme almamı istedi. Kendisiyle ilgili neler düşündüğümü merak ediyormuş. İnsan yazdıklarıyla karşısındakini yanıltamaz mı? Pekâlâ ona hiç hissetmediğim şeyleri yazabilir, onu rahatlıkla etki altına alabilirim. Ama bunu yapmayacağım, belki de hayatımda ilk defa dürüst davranacağım. Nedenini bilmiyorum, ama onu sevmem gerektiği inancına kapıldım.
Elime kalemi alıyorum ve duygularımı olduğu gibi kâğıda dökmeye çalışıyorum. Doğumumdan bugüne değin geçen sürede yaşadıklarımın tamamını kâğıda aktarmak istiyor, ondan en küçük bir şeyi dahi gizlemek istemiyorum. Yaşadığım tüm aşkları, ayrılıkları, acıları, mutlulukları; çocukluğumda geçirdiğim yoksulluk dönemimi, hatta yaptığım mahalle maçlarını, diğer mahalle çocuklarıyla oynadığım misket oyunlarında her defasında nasıl elimdeki tüm misketlerimi kaybettiğimi…
İstiyorum ki bana dair hiçbir şey gizli kalmasın. Beni her halimle; üzüntülerimle, sevinçlerimle, mutluluklarımla, her halimle bilsin, anlasın.
Vakit epey ilerledi ve ben son cümlemi yazıyorum. Sonra kalemi elimden bırakıyor yazdıklarımı baştan okuyor, eksiklikler olup olmadığını kontrol ediyorum. Kontrolüm bittikten sonra katlıyor ve özenle bir zarfa yerleştiriyor, zarfın ağız kısmını hafiften dilimle ıslatarak kapatıyorum. Bu sırada kapı çalıyor. Yerimden kalkıp kapıya bakıyorum. Kapıcı biriken çöpleri almak için geldiğini söylüyor. Hemen içeriye geçiyor, biriken çöpü büyük bir poşete yerleştirip ağzını sıkıca bağlıyorum. Getirip kapıdan uzatıyorum. Uzatılan poşeti alırken zoraki tebessüm etmeye çalışıyor. Bu zorlamanın altında biraz mahcubiyet, biraz eziklik var. Bunu yalnızca gözlerine bakarak anlamak bile mümkün. Ona samimi olarak gülümsüyor ve aslında ondan farklı olmadığımı hissettirmeye çalışıyorum. O, çöp poşetini alıyor ve sırtını dönüp gidiyor.
Odama dönüyorum. Gözüm akşam yediğim yiyeceklerden artakalanlara takılıyor. Bu satırları kâğıda dökmeye çalışırken yazıya mola verip bir şeyler atıştırdığım zamandan kalan bulaşıklar… Sehpanın üzerine alelâde bırakılan kirli tabak ve bardaklar öylece kaldırılmayı bekliyor. Sehpanın üzerini toplamak için kendimde güç bulamıyorum. Öylece bırakıyorum.
Daha önce masanın üzerine bıraktığım zarfı alıyor, birkaç saniye öylesine bakıyorum. Yazdığım mektup onun dünyasında herhangi bir değişikliğe yol açar mı bilmiyorum. Fakat onda bir etki uyandırsın istiyorum. Belki de yazdığım bu satırlar onda hoş bir etki uyandıracak. Zihnimde o anı canlandırıyorum. Düşündükçe daha bir mutlu oluyorum.
Bir gün sonra…
Sabah, her zaman ki gibi erkenden uyandım. Akşam başımı yastığa koyduğum ve gözlerimi kapattığım andan itibaren hep onun hayali karşımdaydı. O, uzaktan bana hep aynı şeyleri tekrarlıyordu.
“Verdiğin sözü unutma !”
Fakat önceden olduğu gibi onun çağrıları beni yeterince etki altına almıyordu. O uzaktan bana yalvarırken, ben karşısında adeta put gibi duruyor ve söylediklerine karşı hiçbir tepki göstermiyordum. Benim bu halim onu daha da hırslandırıyordu. En sonunda benden olumlu bir cevap alamayacağını anlayınca, üzgün ve bitkin bir halde sırtını dönüp gitti.
Niyetim bugün onunla görüşüp, daha önceden istediği ve akşamdan hazırladığım metni kendisine vermekti. Onun için hazırlandım ve daha önce de buluştuğumuz yere gittim. Birkaç dakika bekledikten sonra o çıkageldi. Karşımda bana boş ifadelerle bakıyordu. Önce bu bakışlarına hiçbir anlam yüklemedim. Yazdığım metni bir zarf içerisinde ona uzattım. Şaşkın bir ifadeyle yüzüme baktı. Sanki daha önceden böyle bir metin istediğini unutmuş gibiydi. Açıklama gereği hissettim. Dilimden kelimeler dökülürken sesim titriyor, kalbim hızlı hızlı atıyordu. Zor bela durumu izah edebildim.
Fakat bu kez de yüz ifadelerine dikkat kesildim. Dudağının kenarında küçümseyici bir ifade belirdi. Adeta karşısındakini küçümseyen, ezen bir tavır içindeydi. Dün hayalini kurduğum kişi o değil gibiydi. İçine düştüğüm şaşkınlıktan çabuk kurtuldum. Ona hiçbir şey söylemeden oradan hızlı adımlarla uzaklaştım. Uzaklaşırken dönüp ardıma bile bakmadım, aslında onun yüz ifadesini çok da merak ediyordum. Bir yandan yürüyor bir yandan da elimdeki zarfı parçalıyordum.
Metni kaleme alırken onunla ilgili bir sürü hayal kurmuştum. Fakat onun yüz ifadesini gördükten sonra tüm düşüncelerim bir anda değişti. İlginçtir ama hayallerimin gerçekleşmemiş olmasına hiç üzülmedim. Öte yandan akşam ona metni hazırlarken ve gece başımı yastığa koyduğumda karşıma dikilen “Verdiğin sözü unutma” diyen sesten kurtulmuş gibiyim. İçimde tarifi imkânsız bir huzur var. Bu huzurun sebebi sanrılarımdan kurtulmuş olmam ve özgürlüğüme kavuşmuş olmam mı yoksa?

Bu yazıyı paylaşın