Susadıkça atıldığım tuzlu sular
Göğsü uyuşturan, kolu ve derinleri
Bu yine bir geliş
Sığınış yine sana
Bir belki bin yıl
Ve bin daha
Kapında.
Yoğunmuş suları hüznün
Göze buğu
Sis dağların soğuk tenine
Uzaklardan haberci
Şimdi kalk ve yüceldiğin sese yönel
Bilebilirsin kapının kapandığı yüzü
Sakin duran ve
sayısız mızrak yarası taşıyan göğsünde.
Direnmesi ve dirilmesiyle meşhur
Diz çöküp duaya durmuş dağ gibi
Akan su,
akarsu gibi
Sana tutulmuş dilek sanki
Düşmüş ama dayanmayı bilmiş bir yıldırım sancıması
Dizde değil özde kabuk bağlıyor
Elini uzat
Uzat sağalsın isyanı kuşandıran yara.
Ağzında biriken kuş sürüleri
Akıyor yüzünle arındığın sulara
Ben orada gördüm kuş seslerini
İşittim yüzündü
Bir ve tek olan
Ve adanmış olan dua gibi Allah’a.
Ardımız hafif rüzgâr
Yüz kırışığı.
İçimize doğru büyüyen tomurcuklar
Sebebi oluyor patlayan kavgaların
Delip geçen kurşun değil
Ve parçalayarak çıkan kurşundan az değil
Yine de günbegün artan bir kalabalık
Artan bir sel
Ve siyahları sayılan darmaduman bir adam.