Gazze Soykırımı
Kendi topraklarında özgürce yaşamak dışında hiçbir suçu olmayan altmış bine(bu gün itibariyle)yakın sivil Filistinli, Siyonist İsrail devletinin vahşi saldırı sonucu katledildi. Gazze’de devlet terörü uygulayarak soykırım yapan İsrail’i hiç kimse durdurmadı, durduramadı. Katliamlarına her gün bir yenisini eklemeye devam ediyor ne yazık ki… İslam dünyası; kör, sağır ve dilsiz kalmaya devam ediyor. Dünyanın çeşitli yerlerinde -hususen Batı’da- bu soykırıma dur demek için meydanlara çıkan birkaç vicdanî teşebbüs dışında ciddi bir yaptırım yahut devletler nezdinde Siyonist İsrail’i durdurmaya mecbur edecek bir girişim söz konusu olmadı. Amerika ve Avrupa’daki yönetimlerin “sınırsız destekleriyle” iyiden iyiye vahşileşen Netanyahu yönetimi; kadın, çocuk, yaşlı demeden Gazze’ye kan kusturmaktadır. Gazze’deki soykırıma seyirci kalan herkes bu insanlık dışı fiile ve faile ortaktır. Gazze’deki masumların kanı, herkesin eline bulaşmıştır. Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde “insanlığa karşı işlenen suç” sebebiyle yargılanması gereken Netanyahu, kolektif kötülüğün diğer üyelerince korunmakta, sırtı sıvazlanmaktadır. İsrail, sistematik bir biçimde Gazze’deki sivil halkı yok etmeye, yani alenen soykırım yapmaktadır. Dua ve temenniler dışında Siyonist İsrail’in devlet terörünü durduracak hamlelere ve yeni teşebbüslere ihtiyaç vardır.
Şiddetli kınamalar, çok şiddetli kınamalar soykırımı durdurmaya yetmiyor…
Terörsüz Türkiye
Terörizm, devlet otoritesini ve düzenini yıkmak, değiştirmek, belirli amaçları gerçekleştirmek için girişilen siyasal nitelikli şiddet eylemlerinin tamamı için kullanılan bir kavramdır. Ülke içinde veya belli bir bölgede yoğunlaşan terörist saldırılarla korkutulan sivil ve masum halk, bir anda kendilerini şiddet sarmalının içinde bulmuşlardır. Ülkemiz, kırk yıldan fazla bir süredir terörle iç içe yaşamaktadır. Yaşanan bu uzun süreç her bakımdan insanımızı ve ülkemizi geri götürmüş; siyasi ve sosyal birliğimiz yara almıştır. Ekonomik olarak devletin yükü ağırlaşmış, fırsatçılar ülkemizin aleyhine yurt içi ve yurt dışı terör destekçiliği ile Türkiye karşıtlığında saf tutmuşlardır.
Sadece Türkiye’de değil bütün dünyada “terör” kavramı veya olgusuyla amaçlanan siyasal hedeflere ulaşma arzusu vardır. Özellikle ABD’nin 11 Eylül stratejisi, bu bakımdan oldukça dikkat çekicidir. İç ve dış tehdit olarak tanımlanan terör bu tarihten sonra daha flu bir kimliğe bürünmüş, “küresel terörizm” kavramı yaygınlık kazanmıştır.
Türkiye’nin Terörle Mücadele tarihine bakıldığında iki tarih önemlidir: Birincisi 12 Ekim 1983 tarihinde çıkarılan “Olağanüstü Hal Kanunu”; ikincisi ise 1991’de çıkarılan “Terörle Mücadele -özel- Kanunu”dur. Terör sarmalının ülkemize ve bölgeye verdiği zararın haddi hesabı yoktur. Terörle mücadele, pek çok şekilde yapılabilir. Bunun içinde barış süreçleri de olur. Lakin kullanışlı bir aparat olarak görülen örgütlerin, menfaati olan büyük güçler tarafından kullanılması, süreçleri daima kırılgan ve hassas kılmaktadır. Türkiye’nin 2013-2015 yılları arasında yürüttüğü “Çözüm Süreci”, dış müdahalelerle akamete uğramış, süreç yarım kalmıştır. Bugün yeni ve tarihi bir süreç yaşanmaktadır.
‘Terörsüz Türkiye’ söylemine bakıldığında şöyle bir kronoloji karşımıza çıkmaktadır: Ekim 2024’te Devlet Bahçeli, sürpriz bir çıkış yaparak örgüte silah bırakma çağrısında bulunmuş, milliyetçi çevreler başta olmak üzere ilk etapta bu çağrı, herkeste bir “şok dalgası” oluşturmuştur. -Ancak perde arkasına bakıldığında sürecin önceden ince ince hesaplandığı görülecektir- Bu çağrının bir gereği olarak 27 Şubat 2025’te İmralı’da hapis olan örgüt lideri, terör örgütüne silah bırakma çağrısı yapmıştır. “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı” başlığıyla yayımlanan bu bildiri, örgüte iltisaklı siyasi parti mensuplarınca siyasi tabana ve muhataplarına iletilmiştir. Çağrının özü “demokratik toplum ihtiyacı kaçınılmazdır” tezi olmuştur.. Bildiri “devlet ve toplumla bütünleşme için kongrenizi toplayın ve karar alın; tüm gruplar silah bırakmalı ve örgüt kendini feshetmelidir” hükmüyle sonlandırılmıştır. Yol haritasını şekillendirmede aktif rol oynayan, İmralı Heyeti üyesi ve aynı zamanda bir önceki Çözüm Süreci’nde baş aktör olan Sırrı Süreyya Önder’in vefatı, sürece duygusallık katsa da durmasına sebebiyet vermemiştir. Çağrı, muhataplarca kabul görmüş ve nihayet 5-7 Mayıs 2025 tarihlerinde toplanan Kongre’de terör örgütü silah bıraktığını ve kendini feshettiğini ilan etmiştir.
Hiç şüphesiz toplumsal barış için bu karar oldukça önemlidir. Ancak bir önceki süreçte olduğu gibi silah bırakma ve feshin sorunsuz tamamlanabilmesi için sağduyuya ve sabra ihtiyaç vardır. Sürecin sağlıklı işlemesi ve nihayete erdirilmesi zaman alacaktır. Bu uzun ve meşakkatli yolun salimen yürünmesi için azami dikkat şarttır. İç ve dış gelişmelere ve mihraklara kurban edilmeyecek kadar önemli olan ‘Terörsüz Türkiye’ hepimizin özlemidir.
Kurban
Yakınlaşmak gerekir…
İnsan, ancak ve yalnız O’na kul olduğunda kendi olabilir.
“Kariplik” ile “gariplik” arasında bir hayat süren insanın kendini yeniden keşfetmesi, bulması, anlaması ve fark etmesi bazen zordur. Sebepler dairesinde kendimiz ve Rabbimizle kurduğumuz kurbiyet, kurtuluşumuzun reçetesi olacaktır.
Önümüz Kurban Bayramı… Bütün uzaklıkları yakın edecek sebepleri iyi ve doğru okumalı, kurbanı bir vesile olarak görmeli, birlik ve beraberliğe olan hasretimizi bu vesileyle yeniden tesis etmeliyiz, vesselam…
Hayırlı bayramlar…
Ay Vakti