Dil ve ikrar, söz ve yönelim, söylenen ve kimlik arasında sıkı bir bağ vardır. Eşyayı, insanı, olayları, dahası dünyayı anlama ve sonrasında ifade etme biçimi sözle; şekillenen olgunun istikameti ise yönle ifade edilir.
Söz, insanın kendine ve muhatabına karşı bir eylemidir. Düşünerek, önünü arkasını hesaba katarak konuşmak bu nedenle önerilir. Kimi zaman hal diliyle olsa da, düşünülen, bir amaca matuf kurgulanan, hayal edilen, metodolojik olan, kaleme ve kelama dökülen, müspet ya da menfi her meram sözle ifade edilir. Sözün tutarlı olması, hem iradenin hem de bireyin duruşunun belirtisidir. Bu durum; aileler, sosyal teşekküller, toplumlar ve ülkeler için de geçerlidir.
Bir anlam inşası olan yön, pusula işlevi gören sözün ve özün işaret ettiği doğrultuda şekillenir. Süreklilik esas olmakla birlikte, olaylar ve algılar neticesinde geçici yönelimler, sapmalar, sendelemeler yaşanabilir. Bu da günümüzde sıkça karşılaşılan bir olgudur.
Eğitim, aile, toplum yapısı ve sosyal medyanın yönlendirmesiyle oluşan kimi yönelimler; siyasal eğilimler ve dünyada olup biten gelişmeler, yön tayininde etkili bir rol oynar. Bireyler ve toplumlar, güvene dayalı yönelimler neticesinde kendilerini ifade eder, taraf olur, şekil alırlar. İdealize ettikleri kimi düşünce ve oluşumlarda sapmalar yaşandığında söz ve yön birleşmez, hayal kırıklığına uğrarlar.
Her bireyin ve toplumun kendine özgü değerleri vardır. Bu değerler doğrultusunda yönlerini tayin ederler. Söz, bu değerlerle yaşama talebini dillendirirken; yön, bu değerlere sadakatin nişanesi olur.
Yönünü, yolunu değiştiren bireyler ve teşekküller; kendilerine taraf olmuş kitlelere verdikleri sözü ve ilkeleri unutan öncüler ve kuruluşlar, nihayetinde akamete uğrarlar.
Edilgen ve yaptırım gücü olmayan ülkelerin ve kuruluşların sözlerinin, kınamalarının, bildirilerinin geçer akçe olmadığı ise bilinen bir gerçektir. Kitle iletişim araçlarının her dakika katliam haberleri aktardığı Gazze’de akıtılan kan, işgal, soykırım ve müstekbirlerin sürgün hayalleri; Doğu Türkistan’da esarete tabi tutulan Müslümanlar; dünyanın farklı bölgelerinde mülteci kamplarında ömür tüketen mazlumlar ve Orta Doğu’da katledilen, yerlerinden yurtlarından edilen milyonlarca insan bu gerçeğin göstergesidir.
“Müminler bir binanın taşları gibidir.” hadisi mucibince, yıllardır Afrika’dan Asya’ya, Orta Doğu’dan farklı bölgelere, Müslümanların zulme uğradığı her yerde mazlumlara can suyu olan yardım kuruluşları, köprüler kurarak kardeşliğin gereğini yerine getirmeye devam ediyorlar.
Egemen dünya düzeninin sarmalından kurtulmak için hâl çareleri aramayan ve katledilen mazlumları çaresiz bireyler gibi seyretmek zorunda kalan İslam ülkeleri(!) bir yana; dünyanın her yerinde katliamları lanetleyen her dilden, dinden ve renkten insanların bu duyarlılığı takdire şayandır.
Yönü mazlumlardan yana olanlara selam olsun.
Sözü hakikat olanlara da…