Hece Hece İnsanlığa Çağrı Olan Kitap : Siyah Zamanlar

Şiiri kalıcı hale getiren bir ruha sahip olmasıdır. Şiir evrenseldir. Evrenselliğiyle insanlığa daima damga vurur, sarar, sarsar. Bir vesileyle şiirin hakkını verene denk gelirseniz, ruhunuz nefes alıyor. Böyle bir denk gelişin huzuruyla Behçet Gülenay’ın Siyah Zamanlar isimli kitabı hakkında yazıyorum.

Behçet Gülenay çok yönlü bir yazar. Birçok dergide hikâye, deneme ve şiirleri yayımlanan, ödüllü sanatçılarımızdan. Çocuk edebiyatında da eserler veren yazar ben oldum demeyenin olgunluğunu sergiliyor eserlerinde. Biyografisinde bahsedilen öğrenme aşkı şüphesiz bunun ispatı.

Siyah Zamanlar isimli kitabı elinize alınca şairin geçmişe özlemini gaz lambasına uzanan el ile görmek mümkün. Hemen sayfaları çevirmeden kapağa biraz uzun bakınca ise günümüzün karanlık dünyasında gölgelemiş insanlığı okuyacağınızı hissedebilirsiniz. Ayrıca şairin özgürlük kisvesi altında narsistleşmiş öznenin ruhuna aydınlık olma arzusu kitabın kapağına başarıyla yansıtılmış. Eserle bütünleşmiş, şairin meselesini içselleştirmiş ve sanatına yansıtmış olması açısından kapak tasarımcısı Ö. Kayra Kılıç’ın da tebrik edilmesi gerektiğini düşünüyorum.

43 şiirden oluşan eser, en başında yaptığı girizgâh ile okuruna yaralanacağının haberini veriyor. Esasen şiir, her okunuşta farklı bir yanı sızlatan, hep yaralı ve yaralayan değil midir zaten. Öyledir… Kitabın içeriğine girmeden önce, bu noktada, şiir kitaplarının bu kadar uzun olmaması gerektiğini düşündüğümü söylemeden geçemeyeceğim.

İsmet Özel, Şiir Okuma Kılavuzu isimli eserinde, “Şiirin önemi hiçbir zaman yapısında yer alan bazı işaretlerden doğmaz. Şiirin önemi bir deneyimin doğrudan doğruya kendisi oluşundandır. Elbet bu deneyim birçok başka deneyimden izler taşır ve insanı yeni deneyimlere hazırlar, ama o anda var olanla insanı mutabık kılar.” der. Siyah Zamanlar kitabını, bahsedilen mutabıklığa eş değer bulduğum için bu bağlamda ele almanın daha isabetli olduğunu düşünüyorum.

Siyah Zamanlar’ın dizeleri edep ve hayâyla şahlanıyor. Şair yandaşlığı sevgiden yana kullanmış. Çok yönlü bakış açısıyla uçuşmuş kelimeler. Bir sevdaya yurt olabilmek günümüzde ne uzak bir mesele. Gülümsetmek için yaşamayı hatırlatan satırlar şüphesiz çağa ilaç mahiyetinde.

“sana yöneldiğimde/ bütün güzel çiçekler dökülmeli gülüşlerine/ dinlemeli sevinç şarkıları kuşların gagalarından/ senin yurdun benim ayverâ” (s. 15)

Kitaba ismini veren şiirde daha yoğun olmakla birlikte eserin geneli, yenidünya düzenine, dünden bugüne zaman değiştikçe, insan değiştikçe, kendini tekrardan ibaret milim ilerleyemeyen zihniyete dair estetik bir isyan saklıyor içinde. Yazarın zaman sancısı var. Sadece memleket meselesiyle değil insanlık meselesiyle yoğrulmuş kelimeler. Evrensel olması gereken dertler sızıyor satırlardan.

“buğday tarlalarında mayın gagalayan kuşlarla/ ekmeğimi paylaşarak büyüdüm/ …iç kanama geçirdi kardan adamlarım/ ağzında su taşıyan karıncanın tarafındayım” (s. 22)

Behçet Gülenay, ötekileştirilenin derdini ruhen yaşıyor, yaşatıyor. “ben insanlığın kardeşlik ırkındanım” (s. 23) diyerek kucak açtırıyor okurlarının ruhuna. Merhametin inceliği ve vicdan sızısı konuyor omuzlara. Kendi zamanında yaşamanın acısıyla kıvranan şair, iç çektirerek ah dedirten bir eser ortaya çıkarmış.

“hayatı yoksulluğa doymuş çocuklardan devşirelim” (s. 25)

Var olduğu çağa gücenmiş, hatta yaşadığı çağdan utanan bir şair resmi uyanıyor Siyah Zamanlar isimli kitaptan. Bu yüzden sözde Müslüman bedenlerin şairin deyimiyle puthane kalplerine umuda çağıran serzenişle bezenmiş sayfalar. Umutsuzluğun rehavetinde yeğlenen umuda sığınmış, umudunu ise gücü yetmeyen ama ruhu titreyenlerden almış dizeler. Uyanış çağrısı akıyor alt zeminden.

“taş atmasa da gözleri nemli/ yasin okuyan kardeşlerimiz var/ yeryüzü bir seccade/ bakıp fecre doğru/ mahfilinde ümitle eğilen laleler mütevekkil/ bir uyanış ki/ dudağa değdikçe su kalpte gül yeşerir/ toprak uyanır/ onarılır yıkık yanlarımız/ insan kazanır” (s. 26)

Siyah Zamanlar, savaş adı altında katliamın baş gösterdiği çağda değerlerin iflasına dikkatleri yoğunlaştırmak isteyen şiirlerle bezenmiş bir kitap. Şiir, geçmişin huzurunu sığınak yaparak okuru uyarma işlevini üstlenmiş bu eserde. Kader deyip geçilmeyecek şeyler var. O şeyler ki koşmaya alıştıran dünyada, durup düşünme zahmetine girebilse insanlığın sarsıntısında yıkılacak. Bu yıkım arzusuyla kaleme sarılmış Behçet Gülenay.

“adım gazze/ en genç yerlerinden kırılır hayatım” (s. 71)

Gülenay’ın şiirinin kalbine özlem konumlanmış. Geçmişe özlem… Merhamete özlem… Gerçek sevgiye özlem… İnsanlığa özlem… En çok da gülümseyen çocuklara özlem… Vicdanlara sesleniyor şair. Yeryüzüyle gökyüzünün, insanla kutsalın sentezi şiirin arka odalarından selam veriyor, içli bir fonla. Ayrıca Gülenay, ismiyle müsemma bir eser ortaya çıkarmış. Zira zamanın vicdanı ve insanlığı maalesef ki karanlığa bulanmış. Bununla birlikte şiirlerinde, içten içe gerçeklikten kopmayan bir umutta sergileniyor.

“birilerinin vazolarında solardı,/ alıp eve götüreceğimiz demet demet çiçekler/ kaşıklanmamış yemek sofrasına gözlerinden uykular dökülen insan beklerdi/ kalbimizi hasta bir istasyonda bırakmıştık” (s. 76)

Behçet Gülenay’ın şiirlerinde, topluma ses olma arzusu baskın. Esasen şairin kendi duygusuyla toplum duygusunun samimiyeti iç içe geçmiş Siyah Zamanlarda. Eser bütününde kolektif bir ruh barındırıyor. Tüm bunların yanında okur, kendine tercüman bulmuş gibi bir hisle, estetik özerklik arayışına girme ihtiyacı duymuyor. Dolayısıyla Irkçılık Yapıyorum isimli şiirinde, “ben insanlığın kardeşlik ırkındanım” (s. 23) diyen Behçet Gülenay’a içimizden bir şair diyebiliriz. Nice eserlerinin okunması, muhatabını bulmasını dileğiyle şiir yolu daima açık olsun.

Bu yazıyı paylaşın