Edebiyatın temel malzemesi dildir. Bir edebî metin -mesela şiir- ortaya koymak istiyorsanız öncelikle dili kullanmanız gerekir. Burada kullanılan dil alelade bir dil olmamalıdır. Çünkü edebi metin oluştururken yazardan beklenilen en başta estetik bir zevktir. Bu estetik zevkle kurgu birleştiğiniz zaman güzel bir metin ortaya çıkmış olur. O halde bir metni okurken ondan bir şeyler beklemek okur için olmazsa olmazdır. En başta estetik bir zevk sonra eğlenmek ve öğrenmek… Edebi metinden beklenti bilgi edinmek değil insanın derinlerindeki duyguları uyandırmaktır.

Bir edebi metin tarihî bir olaydan esinlenerek de meydana gelir, yaşadığımız hayattan da beslenebilir. Bir metin ne kadar hayatı yansıtıyorsa ne kadar insana dokunuyorsa o kadar başarılıdır; ancak bir şartla estetik kaygıdan ödün vermeden. Bu kaygıyla yazılan ve okunan eserler yazanın ve okuyanın zevk-i selimini artırır. Zevk-i selim arttıkça insanın kâinata bakışı gelişir. Karıncaya bile ulu bir nazarla bakar. Ayrıca o eseri okuduğumuzda toplumun psikolojisinden ve sosyolojisinden haberdar oluruz.

Edebi metinlerde sanat mı fayda mı sorusuna gelecek olursak, güzel yapmak estetik bir şey ortaya koymak bir Müslümanın en baştaki görevleri arasındadır. Yani estetik ve sanatlı söyleyiş içerisinde fayda gizli olmalıdır. Sanat yaparak da insanların hayatlarına ve kalplerine dokunulabilir. Zaten insana yakışan da güzel söylemektir. Edebi metinden zevk alıp, faydalanmak öğrenilebilir bir yetenektir.

Edebi eserde en önemli öge metindir. Metin yazarından izler taşır. Müessir eserini eseri de müessirini anlatır. Tam da burada araya okur girer. Okurda eseri kendine göre yorumlar. Edebi eserin bir özelliği de çok anlamlı, çok katmanlı olmasıdır. Yazar bir manayı ifade etmeye çalışır fakat eser okura ulaştığında nice nice manalar ortaya çıkar. En nihayetinde edebiyat dünyasının merkezinde metin vardır.

Bir edebi metni anlamak ve nüfuz edebilmek için pek çok pencereden bakmak lazım. Bir metni farklı yöntemlerle değerlendirmek gerekir. Bunlardan ilki öznel bir bakış açısıdır. Burada okur kendi birikimiyle bakar metne ve kendi zevklerine göre çıkarımlarda bulunur. Tabir yerindeyse kendi kabı kadar alır okuduğu eserden. Öznel bakış açısıyla elde edeceğimiz çıkarımlar geçmiş müktesebatımız kadardır.

Bir metne psikolojik açıdan da bakmak mümkündür. Burada üç ana etken vardır. Yazar, okurun ve eserde yer alan karakterlerin psikolojileri… Metnin geneline baktığımızda yazar hangi psikolojide yazdı bunu yakalayabiliriz. Yine metnin geneline baktığımızda metin okuru psikolojik olarak nerelere sürükledi bunu yakalayabiliriz. Bir eserdeki karakterlerin psikolojilerini analiz edebiliriz. Bunu daha çok karakterlerin ve gerçek hayattaki insanların psikolojilerini karşılaştırarak yapmak daha faydalı olacaktır. Bugün Peyami Safa’nın ya da Dostoyevski’nin eserlerine baktığımızda müthiş ruh tahlilleri ve durum analizleri görürüz. Netice olarak psikolojik okuma bizlere insanları tanımayı, psikolojilerini anlamayı sağlayacaktır. 

Bir esere biyografik açıdan da bakabiliriz. Yani eser yazarını yazar eserini anlatır demiştik. Eserden yazarın hayatına da gidebiliriz. Yazarın biyografisi hakkında kısıtlı da olsa izler bulabiliriz. Özellikle ilk eserlerde bu epeyce fazladır. Yazarlar ilk eserlerinde genelde kendilerini anlatırlar ama yine kısıtlayarak. Ne olursa olsun yazar kendini tam olarak ele vermez tamamen de gizleyemez. Bu açıdan her eser yazarından izler taşır. Bu izleri takip ederek o dönemi, dönemin psikolojisini ve sosyolojisini az çok çıkarabiliriz.

Bir diğer metni okuma açımız sosyolojik okumadır. Bir eseri incelediğimizde eser bize toplumun örf, adet, anane ve gelenekleriyle alakalı bilgiler verir. Ve bu edebi eser dönemin bir nevi belgesi niteliğindedir.  Özellikle kurmaca eserlerde bunu çokça görürüz. Özellikle Cumhuriyetin ilk yıllarında roman ve tiyatro eserlerinde görücü usulüyle evlenmek işlenerek edebiyata taşınmıştır.

İdeolojik açıdan sorgulayarak da bir esere bakabiliriz. Çünkü birçok edebi esere ideolojiler gömülmeye çalışılmıştır. Bunları görerek okumak okura fayda sağlayacaktır. Mesele Maksim Gorki’nin Ana isimli eseri sosyalist gerçekçilik akımının ilk eserlerindendir. Cumhuriyetin ilk yıllarında biz de epeyce ideolojik eserler verilmiştir. Bunları bilerek okumak okura bir artı sağlayacaktır.

Bir de eleştirel okuma vardır ki bu okuma tarzı tam bir profesyonel bir okuma tarzıdır. Metne bu pencereden baktığımızda biçim ve içerik yönünden değerlendirmek mümkündür. Yani okuduğumuz metin ne anlatıyor? Nasıl anlatıyor? Hangi formlarda anlatıyor? Bunları anlamış oluruz eleştirel okumayla. Okuduğumuz eser geleneksel edebiyat formuna uygun mu bizlere neler vermek istiyor gibi soruların cevabını bu okuma tarzıyla bulabiliriz.

Bir de teknik okuma vardır ama o daha çok akademisyenlerin ve edebiyat incelemesi yapanların işidir. Çözümleme tekniklerine girerek metne teknik ve içerik olarak nüfuz etmeye çalışırlar bu okuma yöntemiyle. Bizler de bir eseri okurken bu söylediğimiz pencerelerden okursak, okuduğumuz eserden istifademiz maddeten ve manen artacaktır. Bu pencerelerden baktığımızda zevk-i selim, kalb-i selim ve akl-ı selim sahibi olma yolunda epeyce yol kat etmiş olacağız.

Bu yazıyı paylaşın